
Yaşadığımız sancılı günler yaşam sevincimizin son kırıntılarını da yok etti. Yazmaya elim gitmiyor ama içimi dökmek de istiyorum bir yandan. Can sıkıntısıyla bilgisayarımı kurcalarken 5 Nisan 2014 tarihli eski bir yazım dikkatimi çekti. Dokuz koca yıl geçmiş üzerinden ama yaşadığımız hezimet, düş kırıklığı aynı. Okurken birileri bizimle fena halde dalga geçiyor duygusuna kapıldım. Siz de bir göz atın istedim. Belki bana karşı çıkar, hayır şunlar şunlar değişti deyip yüreğime bir avuç su serpersiniz.
5 Nisan 2014
Güzel memleketimin sevgili insanları,
Bir seçim komedisi daha yaşadık ve şimdilerde karmakarışık duygularla alt üst olan varlığımızı yeniden normale çevirmeye, sıradan, sakin gündelik yaşantılarımıza dönmeye çalışıyoruz.
Seçim sonuçları açıklandıkça yaşadığımız gitgeller benzer. Kızdık, üzüldük, hayal kırıklığımız tavan yaptı, umudumuzun çiçekleri sararıp soldu. Bu ülkede yaşanmayacağına karar verip dünya haritasında yer beğenmeye kalkıştık, yüksek sesle ya da içimizden aynı toprakları paylaştığımız insanlara etmediğimiz hakaret kalmadı. İnsan yanımızla anlamaya da çalıştık bir yandan. Eğitilmediler, göremediler dedik. Sonradan belki de utandığımız kaba saba şakalar yaptık; koyun fıkraları falan paylaştık.
Şimdi biraz daha sakinleşip çözümlere odaklanma zamanı…
Ne kadar niyetlensek de doğup büyüdüğümüz bu topraklardan başka yerlerde mutlu olamayacağımızı biliyoruz içten içe… Vatan bizim vatanımız, insanlık öldü diye ne kadar homurdansak da insan bizim insanımız.
Muktedirler gözümüzün içine baka baka yalan söyleyip, onurumuzu kıracak biçimde dalga geçebiliyorlarsa bu biraz da meydanı onlara bırakmamız, işleri yoluna koymasını hep başkalarından beklediğimiz için değil mi?
Parkın ağaçları mı sökülüyormuş? Gençler kurtarsın.
Hukuk ayaklar altında mı? Avukatlar düzeltsin.
Yolsuzluklar almış başını gitmiş mi? Savcılar ne güne duruyor, görev başına.
Hükümet gerçekleri çarpıtıyor mu? Kahrol medya.
Gece yarısı operasyonlarıyla anayasaya aykırı yasalar mı geçiyor meclisten? Muhalefet göğsünü siper etsin.
Vs. vs. vs…
Demokrasisi oturmuş bir toplumda geçerli olabilecek bu görev dağılımının bizim için ne yazık ki bir lüks olduğunu görelim artık.
Hilesi hurdası dahil kabaca % 45 lik oy toplayan AKP ye karşın ona dur diyen %55 i düşünelim. Yaralı direnişçileri kurtarmak için mesleki geleceklerini riske atıp günlerce aralıksız çalışan sağlık görevlilerimizi, hiçbir beklentisi olmadan günler geceler boyu bir karakoldan öbürüne koşan hukukçularımızı, gaz bombasından gözleri kan çanağına döndüğü, ciğerleri yandığı halde geri adım atmayan gençlerimizi, kelle koltukta haber yetiştiren medya mensuplarımızı , sonsuza dek yitirdiğimiz gencecik fidanlarımızı, çocuklarımızı düşünelim.
Düşünelim ve hepimiz elimizi taşın altına daha fazla sokalım. Daha güzel, daha insana yaraşır bir yaşam istiyorsak sosyal medyada paylaşım yapmanın ötesine geçmeliyiz. Örgütlenmeliyiz, örgütlenmeliyiz, örgütlenmeliyiz.
Bunca yol aldıktan sonra parlamenter demokrasiden vazgeçemeyeceğimize göre mecliste sürüp giden ve milletin gerçek sorunlarıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan kör döğüşünü sona erdirmenin tek yolu işe el atmak. Sandık görevlisi bulmaktan aciz muhalefeti, soğuk savaş döneminden kalma sloganlarla gönül eyleyen marjinalleri, içlerindeki soysuzları ayıklama cesaretinden yoksun iktidar partisini -yoksa çıkar çetesi mi demeliyim bilmiyorum- düzeltmenin tek yolu tırnaklarını kemirerek seyre bakmayı bırakıp içeri girmekten geçiyor bana göre.
Deneyimlerimden biliyorum. Kimse canı gönülden açmayacak kapıları çünkü her koltuk, her etiket çoktan sahiplenilmiş. Mahalle delegeliği bile başbakanlık makamı kadar değerli ve vazgeçilmez bazıları için. Biraz da o yüzden yıllardır aynı bataklıkta debelenmemiz, benzer filmleri değişik oyuncularla tekrar tekrar izlememiz.
Siyaset pis iş, kurtlar sofrası ama başkaca da yol gelmiyor aklıma. Geleceğimizi, çocuklarımızın içinde yaşayacağı dünyayı siyasiler belirliyorsa o sofrada biz de ite kaka da olsa kendimize, özellikle de gençlerimize yer açmak zorundayız.
Bu arada daha güzel bir dünya için her türlü öneriye açık olduğumu da belirtmeliyim. Öyle ya, akıl akıldan üstündür.


Bir yanıt yazın