Press ESC to close

Zeus Ne Yapsın 5

Asklepios’un önerisini baştan ciddiye almasa da düşündükçe makul bulmaya başlamıştı Zeus. Bir mikrop, minnacık bir virüs sallasa aşağıya…Toptan temizlik. Sonra sil baştan.

Yardımcılarının gönderdiği milyonlarca özgeçmişi incelemek için bilgisayarın başına geçtiğinde hala kararsızdı. Tüm insanları yok etmeyi içine sindiremiyordu bir türlü. Özgeçmiş okumanın eğlenceli bir yanı da vardı öte yandan. Türlü türlü tipler, cins karakterler… Kimi eğlenceli, kimi sinir bozucu, kimisi de koskoca tanrıyı bile hayretten hayrete düşürecek kadar ilginç.

Vay canına yahu, ben insanı iki cins olarak yarattıydım, bak şimdi şu çeşitliliğe. Ne hikayeler, ne cinsler… Bir de isim takmışlar kendilerine. LGBTİQA. Yetmemiş, bir de artı işareti eklemişler gruplaşmaya. Bu demektir ki devamı da var ya da gelecekSol partiler gibi bölünerek çoğalıyor bunlar da maşallah! Sadece cinsel yönelimlerden bu kadar farklı grup çıkardılarsa gerisini…

Eli maus’a çarpınca ekran aktı, listenin sonuna kadar gitti. Kaldığı yere dönmek için epeyce uğraşması gerekti.

Bak şimdi ama, yiğidi vur hakkını yeme. İki cinsten bu kadar farklı grup yarattılarsa burada yaratıcılık var demektir. Bir de bu yeteneği doğru işlerde kullansalar. Bölünmeyi, gruplaşmayı seviyorlar. Cilt renklerine göre bölündüler, sonra millet diye bir şey icat edip ona göre bölündüler. Bir yaratandan binlerce inanç üretip ona göre bölündüler. Yetmedi aynı inancın çeşitli alt türlerini icat ettiler. Tamam, farklılık güzeldir ama bu sefer de herkes ötekini kendine benzetme derdine düşüyor. Senin inancın saçma, benimki şahane…gel sen de benim ibadetime takıl vesaire… Bir kavga bir kıyamet… Keşke bu zekayı gezegenlerini korumak, barış, huzur içinde yaşamak için kullansalardı da nerede!

İçi daralmıştı. Bilgisayarı kapatıp dolaşmaya çıktı. Güzel bir bahar günüydü. Ağaç gövdelerine sarılıp yükselmiş mor salkımlar ortalığa güzel kokular saçıyor, kelebekler çiçekten çiçeğe uçuşuyor, arılar bal telaşında… Yürüyüş yolunun iki yanında rengarenk çalı öbekleri…

“Bu güzelliklerin hepsini onlara da verdim ama o salaklar ne yaptı? Nankörler, kadir kıymet bilmezler!

Ayakları onu kendiliğinden Dıonysos’un yerine götürdü. Yalnız değildi tanrı, asma çardağının altındaki uzun masanın etrafına dizilmiş birkaç kişiyle sıkı bir muhabbete dalmıştı. Erkek kalabalığına girmek istemeyen Zeus geri dönecek oldu ama geç kalmıştı.

“Gelsene ulu Zeus, biz de tam senden söz ediyorduk.”

Bütün başlar kendine çevrilmiş, merakla izliyordu. Yaklaşınca ayağa kalktılar.

“Geç şöyle, her zamanki yerine otur. Arkadaşlar Hades’ten, biraz eğlenip efkar dağıtalım dediydik ama olmadı.”

Soru solu gözlerle baktı Zeus. Burada da eğlenilemiyorsa artık… Dıonysos göbeğini hoplatarak gülüyordu.

“Can çıkmayınca huy çıkmaz derler ya, filozof kısmının huyu canı çıktıktan sonra da çıkmıyormuş meğer. Göçüp gideli yüzlerce yıl olmuş, onlar hala hakikat arayışında, ne olacak bu dünyanın hali derdinde.”

Konukları dikkatle süzdü Zeus. Dünyanın haline kafa yoruyorlarsa aklındaki soruları onlarla paylaşsa mıydı? Olmaz, otoritem sarsılır. Yemişim otoritesini yahu, ölmüş gitmişler zaten. İyi de ya bir şekilde aşağıyla iletişim kurarlarsa? Böbürlenmeyi de sever bunlar ha… Sizin her derde deva sandığınız Zeus bize akıl danışıyor diye keh keh keh… Yok olmaz. Aman canım deseler bile aşağıdaki salaklar inanmaz ki! Yaşarlarken bile ahali iplememiş bunları. Bu halleriyle mi dikkate alacaklar. O kadar düşünebilseler zaten çoktan… Neyse, dur bakalım!

“Tanıştırayım, bu Gottfried Leibniz, aşağının mümkün olan dünyaların en iyisi olduğunu savunuyor ama öbür arkadaşların hepsi karşı fikirde. Ayıptır söylemesi bu konuda biraz da eleştiriyorlar sizi. Bu mudur elinden gelen, daha iyisini neden yapmadı diyorlar.”

Bütün başlar öne eğildi. Leibniz ve Dıonysos hariç. İddiasının tuhaflığı yetmiyormuş gibi beline kadar inen simsiyah, lüle lüle saçları da çok çirkindi filozofun. On yedinci yüzyılın peruk modasına dikkat etmemişti Zeus. Leibniz’in başındakileri kendi saçı sanıyordu. Adamın yandan yandan gülümsediğini fark edince iyice gıcık oldu. Mümkün dünyaların en iyisiymiş. Pöh! Bana yalakalık etmek için mi uydurdu bu söylemi? Ne alaka!Bunu bir kedi, bir kuş söylese anlarım da, insan bu yahu. Salak mıdır nedir; bu hal ve gidiş en iyisiyse ben niye daha iyisini yapmak için debeleniyorum o zaman? Düşüne düşüne beyni su kaynatmış olmalı. Ya da dediğim gibi yalakanın teki. Ötekiler daha ferasetli anlaşılan. Aferin!

Oturdu. Ötekiler de oturdular. Başları hala suçlu çocuklar gibi öne eğikti. Koskoca tanrının arkasından atıp tutmak kolaydı tabii ama şimdi böyle birdenbire yüz yüze gelince… Süt dökmüş kedi hallerine bakan Zeus’un içi yumuşayıverdi. Bu gariban filozof takımından kimseye bir zarar gelmezdi.

Aslına bakarsanız beyler ben de bugünlerde aynı konuya kafa yoruyorum. Bitkiler, hayvanlar, canlı cansız tüm varlıklar sadece kendilerinden bekleneni yapıyor, planladığım gibi hareket ediyorlar ama insanda bir şeyler yolunda gitmedi. İşin kötüsü nerede hata yaptığımı da kestiremiyorum.”

Öne eğilen başlar kalktı, gözler fal taşı gibi açık. Yanlış mı işitiyorlardı? Ulu Zeus hatasını itiraf mı ediyordu göz göre göre… Hadi canım, yok artık!

“Bir şey mi buyurdunuz efendim? Pek anlayamadık da…”

Zeus açılmaktan vazgeçti. Bu evet efendim, sepet efendimciler mi çözüm üretecek?Aman kalsın! Yok mu şöyle kim olduğuma aldırmadan çatır çatır fikir beyan edecek yürekli biri yahu?

Yoktuelbette. Kolay mı? Aşağıya kimi gönderdiyse aba altından sopa göstere göstere öcüye çevirmişlerdi kendisini. Yok efendim katran kazanlarında yanacaksınız, yok efendim dedikodu yapan diliniz kerpetenle sökülecek, zina yapan şeyiniz kesilip ağzınıza sokulacak, iğrenç iğrenç iftiralar… Yaratan değil de karakoncolos sanki. Hele o Dante denilen mendebur; hele o meymenetsiz insan müsveddesi? Beatrice kendine yar olmadı diye gönlü çürümüş, güzelim şairliğini yedi katlı bir Cehennem icat etmek için kullanmıştı. Ondan sonra ressamları tut tutabilirsen… Eline fırçayı alan cehennem tablosu çizdi. Ne kadar da meraklılarmış kötülüğe, nasıl bir hayal güçleri varmış mendeburların.Kendimi bilmesem ben bile ürkerim o manzaralardan yahu! Araya espri katanlar da olmadı değil ama anlayana… Günahkarın poposuna nota çizmek misal. Birileri de yemedi içmedi o notaları çalıp koroya uyarladı. O Hieronymus denen zıpçıktı nota biliyor muydu sanki? Yooo…

Zeus düşünceye dalınca masadakiler de sus pus olmuştu. Uzayan sessizliği yine o sonlandırdı.

“İnsanları da öbürleri gibi programladım ama bir noktada kontrolden çıktılar. Fabrika ayarlarına döndürmek için türlü yollar denedim. Hiç biri işe yaramadı, beceremedim.”

Yoo bu kadarı fazla oldu. Beceremedim dememeliydim, doğrudan kendimi suçluyorum, yanlış. Hemen düzeltmeli.

“Yaramadı demek de yanlış olur, her uyarının ardından bir süreliğine akıllandılar. Akıllandılar da ah o unutma denen iki ucu – af edersiniz- boklu değnek… Unutma yeteneğini ben onlara ilaç niyetine verdiydim de her ilaç gibi onun da yan etkileri var işte. Zaman geçince aldıkları dersleri unuttular. Hoop yeni baştan gelsin kavga dövüş, gelsin zulüm…”

Kimsede çıt yok.

“Şimdilerde daha iyi bir gezegen yaratıp aşağıdaki aklı başında ölümlüleri orada toplamayı düşünüyorum. Onlar kavgasız dövüşsüz yaşamayı, adil davranmayı becerirlerse o zaman…”

Durdu, o zamanın ne kadar süreceğini, ardından ne yapacağını planlamamıştı henüz.

“Benim adım Aristippos ulu Zeus, sözünüzü kesmek gibi algılamazsanız fikrimi söylemek isterim.”

Başını onay anlamında eğdi Zeus. Yürekli biri çıkmıştı nihayet. Dıonysos’un önüne sürdüğü şarap kadehinden bir yudum aldı. Roseydi, en sevdiğinden…

“İnsanı mutlu olması için yarattığınızı biliyoruz, o da ancak haz veren şeylerle mümkün ama aşağıda durum tersine. Haz yerine zulüm var. En çok eziyet görenler de en güçsüz olanlar. Bence yeni dünyanıza öncelikle onları alırsanız….”

Çok sevaba girersiniz diyecekti lafın saçmalığını fark edince sustu.

Evet evet diye destek verdi yanında oturan öbür iki adam da.

“Tanıştırayım, Epikuros ve John Stuart Mill. Genellikle Aristippos’la benzer fikirleri savunurlar.”

Zeus tanıştırma faslını iki filozofu başıyla selamlayarak geçiştirdi. Başka bir öneri beklerken daha tam olgunlaşmamış düşüncesinin hemencecik kabullenilip ayrıntılara girilmesi hoşuna gitmemişti.

“Kimleri mesela? Tek tek bireyleri saymayacaksınız sanırım.”

“Yo elbette, genel anlamda diyorum. Öncelikle çocuklar ve kadınlar… Hepsi değil elbette. Onların içinde de bir eli yağda bir eli balda yaşayanlar var ama, en çok sömürülenler bu iki gruptan çıkıyor.”

“Sömürü derken…”

Bu sözü ilk kez duyuyordu, cahilliğini açığa vurma pahasına çıkıvermişti ağzından. Neyse ki gözünün içine bakan dinleyiciler ayrıntı istediğini sandılar.

“Zavallıların zayıflığından istifade edip kötüye kullanan o kadar çok ki! Gücü gücü yetene…”

Kadın deyince ilk Hera geliyordu aklına… Hera ve zavallılık, daha neler!

“Öncelikle istenmeden dünyaya gelen çocukları kurtarmalısınız. Onların sonu çok kötü oluyor her zaman. Ana babasının ilgilenmediği çocuklar, birini ya da öbürünü kaybedip yabancı yetişkinlerin insafına kalanlar… Yeryüzünde “orphanage” diye bir kurum kalmamalı. Bütün çocuklar sevgi dolu bir aile ortamında büyümeli.”

“Çocuklar evet ama kadınlar da önemli”diye atıldı Mill.

“ Çocuklar neyse de kadınlar niye?”

“Ben sizin yerinizde olsam dünyayı yok etmeden önce bütün kadınları yeni gezegene alırdım. Daha başından haksızlık edildi onlara. Eşit yaratıldılar ama yeryüzünde durumlar hiç de öyle gelişmedi ulu Zeus. İkinci sınıf saydılar onları, köleleştirdiler. Bütün haklarını ellerinden alıp diledikleri gibi kullandılar.”

Biraz abartmıyor muydu bu kıvırcık kel? Romantiksin sen herhalde aslanım diyecekti ama Dıonysos’a ayıp olurdu.

“Daha ilk günden aşağılandı kadın. Kaburga kemiğinden yaratılmışmış… Palavraya bak! Her şeyi yoktan var eden koca Zeus, sıra kadına gelince bir çıkış materyaline ihtiyaç duyuyor. Niye, pili mi bitti? O yetmezmiş gibi bir de yılanla bir olup aldatma hikayesi… Yok efendim güya demişsiniz ki her ağacın meyvesini yiyin, bir tek bu yasak… Neden efendim neden? Hepsini geçelim, diyelim kadın emre uymadı yedi, erkeğin hayır deme şansı yok muydu? Olmaz deseydi. Kim ne yapsa sorumlusu kadın. Her kötülük dönüp dolaşıp kadına patlıyor.”

Bu Mill denilen kadavra gay mi yoksa yahu? Kadınların avukatı kesildi.

Düşünür Zeus’un kendisini dikkatle süzmesinden cesaret alıp iyice coştu.

“Ah ulu Zeus aşağıya inip bir bakın hallerine… Kadın tecavüze uğruyor; perişan, dünyası kararmış… Ama topluma bakarsan yine o suçlu. Yok efendim eteği kısaymış, gece vakti ne işi varmış orada… Tecavüze uğrayan kadınları ölüm cezasına çarptıran milletler var biliyor musunuz? Dikkatinizi çekerim. Tecavüzcüyü değil, mağduru…”

Nefes nefese kalmıştı. Terini silip şarabından bir yudum aldı. Devam edecekti ama Zeus sözünü kesti.

“Anlattıklarınızın doğruluğundan kuşkum yok. Kadınların durumunu biliyorum ama bütün kadınları alma konusunda size katılmıyorum. Öyleleri var ki en kötü erkeğe rahmet okutur.”

Hepsi bir ağızdan haklısınız dediler ardından masaya bir sessizlik çöktü. İyiyle kötüyü ayıklamanın zorluğunu anlamış olmalıydılar. Zeus, tam zamanında gelmişim, diye düşündü. Akıl akıldan üstündür. Sonra mütevazı davrandığı için kendini tebrik edip gururlandı. Hera da gelip izleseydi keşke…

Dıonysos boşalan kadehleri doldurdu. Yeni gezegene kadeh kaldırdılar.

“Ne zaman harekete geçmeyi düşünüyorsunuz? Yer hazır mı?”

“O kolay, altı günde hallederim de, gördüğünüz gibi seçim konusu sıkıntılı. Kurunun yanında yaş da yanmasın istiyorum bu sefer. Ya da yaşları kollayayım derken kuruları da sepete atmayayım.”

“Siz ulu Zeus’sunuz, her şeye gücünüz yeter. Haydi şerefe!”

Yeniden kadeh tokuşturdular. Güneş gitgide soluyor, bulutlar sarı ve kırmızının türlü tonlarıyla donanıyordu. Tombul melekler masaya meyveler, çerezler taşıyıp, boşalan tabakları topladılar. Çardağın biraz uzağındaki platformda müzisyenler yerlerini alıp enstrümanlarını tıngırdatmaya başladılar. Neşeli bir dans müziğinin ilk notalarıyla orman gülü öbeklerinin arkasından rengarenk tüllere sarınmış dansçılar çıktı. Son zamanların şarkılarıyla arası iyi olmayan Zeus kalkmak için davrandı.

“Bu sohbet bırakılır mı yahu, otur. Konuklarım da yengeden korkuyorsun sanacak.”

Korkuyorum ya ne sandın? Sana göre hava hoş? Ceplerini yoklayanın, telefonunu, bilgisayarını kurcalayanın yok. Yiğitliğe leke sürmek istemedi, içi içini yiyerek oturmayı sürdürdü. Birkaç kadeh daha içince dansözlerin mahrem yerlerine para sokmaya bile cesaret etti. Durumuyla ne alakası olduğunu düşünmeden battı balık yan gider diye mırıldandı kendi kendine.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir