Press ESC to close

Zeus Ne Yapsın 1

Evren iyisiyle, kötüsüyle mümkün dünyaların en “iyisi”dir.

G.W.Leibniz

Zeus atlas divanına yanlamış göbeğini kaşıyarak dinleniyordu. Dinlenmek derken zihni hariç. O boş durmuyordu bu arada. Daldan dala atlıyor, boşa koysa olmuyor, doluya koysa almıyor. Kapıda beliren Hera kuşkulu bakışlarla etrafı didik didik edip daha önce görmediği bir canlı, bir nesne bulamayınca kocasına döndü. Tepeden tırnağa süzdü.

“Ne o, pek sıkkın görünüyorsun? O aşüfte dehledi mi yoksa seni?”

“Höst! O ne biçim laf. Beni reddedecek kadın daha anasından doğmadı.”

“Eeee suratın neden çarşamba pazarı gibi o zaman?

Zeus yüzünü buruşturdu.

“Midem ağrıyor, başım çatlıyor. Hiç keyfim yok Hera.”

Asırlardan beri ne zaman karısını görse başına ağrı giriyordu ama ne çare… Tanrılar da dört başı mamur yaşamıyorlardı düşünülenin aksine. Karısından kurtulamamak, ne kadar fingirderse fingirdesin eninde sonunda onun yanına dönmek, üstelik bunun sonsuza kadar süreceğini bilmek gibi amansız dertler… İnsan olsa aklını oynatırdı ama neyse ki değildi.

Omuzlarını silkip kayıtsızca koltuğuna kuruldu kadın. Pembe bir bulutcuğun üstünde duran meyve tabağından bir elma alıp dişledi.

“Hep o pezevenk yüzünden. Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. Uyma şu ayyaşa diyorum ama dinleyen kim? Oh olsun!”

Zeus zonklayan başını elleriyle sıkarken karısına laf yetiştirmeyi de ihmal etmedi.

“Arkadaşıma laf söyletmem Hera. O olmasa aşağıda hayat sürer miydi sanıyorsun? Dionysos doğayı canlandıracak ki ağaçlar çiçek açıp meyve versin, keçiler koyunlar yavrulasın. Libido olmasa şu zavallılar öleceklerini bile bile nasıl yaşamaya devam ederler?”

“Boş versene, o işin bahanesi. Bunları sünger gibi içip günlerce süren alemler düzenlemeden de yapabilir ama olmaz. İlla rezillik yapacak, bokunu çıkaracak.

Elmadan bir ısırık daha alıp yüzünü buruşturarak, tiksintiyle baktı kocasına.

“Senin de işine geliyor tabii. Çalsın sazlar oynasın kızlar… Ohhh.”

Zeus zilyon kere duyduğu sözlerin yeni bir kıskançlık kavgasıyla sonuçlanacağını biliyordu. Konuyu değiştirdi.

“Bir karar aldım Hera. Bakalım sen ne diyeceksin?”

Tanrıça bile olsa, bir kadın fikrinin sorulmasından hoşnut olurdu. Ender rastlanan bir mücevherden daha değerliydi adam yerine konmak. Koltuğunu divana yaklaştırıp kocaman gözlerini kocasına dikti. Uzun, gür kirpikleri meraktan titriyordu.

“ Zamparalığa son veriyorum deme sakın, katiyyen inanmam.”

“Yok yahu, o kadar radikal bir şey değil. Aşağıdakilere birini göndereyim diyorum. İşleri iyice karıştırdı yine bu salaklar.”

Hayalleri yıkılan Hera dudaklarını büzüp somurttu. Kırmızı dudaklarının arasından derin bir öf fırladı.

“Ay sana ne onlardan? Bırak ne halleri varsa görsün şapşallar. Mis gibi dünyada yaşıyorlar, neyi paylaşamıyorlar ki?”

“Öyle deme. Bazılarına müstahak ama aralarında çok iyiler, akıllılar var. Olan onlara oluyor. Üzülüyorum.”

“Eeee birini göndereceksin de ne değişecek? Daha önce kaç kere denemedin mi, neye yaradı?

Koltuğunu eski yerine kaydırıp arkasına yaslandı. Yarısı yenmiş elmayı Zeus’un arkasında bir yere fırlattı. Parmaklarını yalayarak temizledi.

“Fırtına gönderdin olmadı, tufan gönderdin olmadı. Ayaklarının altındaki toprağı çekip akıllarını başlarından aldın yetmedi. Kaç kere hepsini toptan yok edip sil baştan yeniden yarattın. O da işe yaramadı, kendi çocuklarını gönderdin. Sonuç? Ölümlülerin adam olmaya niyeti yok ki! Ne yapsan boş.”

Sırtüstü uzanan Zeus karısından yana dönüp göbeğine kadar inen kar beyazı sakalını sıvazladı.

“Haklısın tatlım ama bu defa farklı bir yol deneyeceğim.”

Tanrıçanın kocasının muhteşem projelerini dinlemeye hiç niyeti yoktu; yine de ilgilenmiş gibi yaptı.

“Nasıl bir yol bu? Athena’yı göndermeyi aklından bile geçirme. Gitmez. Anasını yuttuğundan beri sana diş biliyor.”

Zeus kafasını kaşıyarak sustu bir süre. Gözleri dalmıştı. Epey sonra kendi kendine konuşur gibi mırıldandı.

“Hatırlatma şu işi. Dolduruşa geldim. Başka türlü de çözebilirdim aslında. Yazık oldu güzelim Metis’e.”

Yok olmuş bir kadını kıskanmanın mantıksızlığını bile bile yüzünü ateş bastı Hera’nın. Metis kocasının hırsına kurban gitmese kendisinin önü açılmayacak, Zeus için kısa süreli bir eğlence olmaktan ileri gidemeyecekti. İlk fırsatta lokma döktürüp dağıtmaya karar verdi. Yoksa bütün melekleri çağırıp hindi ziyafeti mi çekseydi? Neyse, onu sonra düşünecekti.

“Kızımı bu işe karıştırmam. Planım başka.”

“Anlat bakalım akıllı bıdığım. Dinliyorum. ”

Aklı kocası tarafından ineğe çevrilen İo’nun başına diktiği Argos’taydı aslında. Uyuyup kalmaması, kızın yanına kimsecikleri yanaştırmaması için sıkı sıkıya tembihlemişti ama içi rahat değildi yine de.

“Kendi yarattığım ölümlüleri anlamakta zorlanıyorum yahu. Üç günlük hayatları olduğunu bile bile birbirlerine giriyorlar. Mis gibi ortam yapmışım size, cillop gibi dağlar denizler, şıkır şıkır ovalar nehirler. Türlü türlü nimet…Yiyin için keyfinize bakın değil mi? Ama yok! İlla maraza çıkaracaklar, illa kavga dövüş yapacaklar. Bazen diyorum ki azıcık kıt akıllı yaratsam daha mı iyi olurdu? O bir atışta binlerce canı yok eden silahları icat edemezlerdi hiç değilse.”

“O zaman da yok olur giderlerdi tatlım. Akıldan başka silah vermedin ki zavallılara. Gözleri yarım yamalak görür, kulakları az buçuk işitir. Koku desen ona hakeza… Ne kürk, ne kuyruk… Bir akılcıkları var işte. Bazıları kötüye kullanıyorsa suç senin mi?”

“Haklısın ama durup durup savaşıyorlar, huzur nerelerine batıyorsa… Daha geçenlerde boktan bir bahaneyle savaş çıkardılar. O senden yana bu benden yana derken ateş her tarafa yayıldı. Milyonlarcası öldü. Çoğu da düşman kurşunuyla değil ha; açlıktan, soğuktan, hastalıktan… Emek emek yaptıkları şehirler yerle bir oldu, ekinler erzaklar yakıldı. Sadece kendi türünü mahvetmiyor bu yavşaklar Hera. Öbür canlıların da günahına giriyorlar. Birinci büyük savaşta meydanlarında kaç at öldü biliyor musun?”

Nerden bileyim der gibi omuz silkti Hera.

“Sekiz milyon. Hiç uğruna tamı tamına sekiz milyon yüz on altı atı katletti bu salaklar. Sonra da anısına heykel diktiler. Ölen atların da şeyindeydi zaten heykel, zirzoplar! Ne faydası var heykelin sinek bulutlarının altında yatan cesetlere? ”

Sinek lafını duyunca içi hop etti Hera’nın. Sinek… İyi fikir. Bir at sineği gönderip o ineğin canını burnundan getireyim. Kızın hiç bir günahı olmadığını, zampara kocasının onu koyun giderken görüp arzuladığını bal gibi biliyorsa da aldatılan tüm kadınlar gibi acısını zavallıdan çıkarmak kolayına geliyordu. Kızın hantal inek gövdesini oradan oraya zıplatışını hayal ederek kıkırdadı.

“Alooo kime diyorum? Sen beni dinlemiyorsun ki ama…”

“Olur mu hayatım. Tabii ki dinliyorum. Sekiz milyon at diyordun. At sinekleri falan…”

“Ha orada kaldın demek. Arada kaç kişini öldüğünü de söyledim ama sen kimin başına ne çorap öreceğini kurmakla meşgul olduğun için duymadın.”

Ya sabır, diye iç geçirirken gönülsüzce kocasından özür diledi Hera. Ölümsüzlüğün böyle olumsuzlukları da vardı elbette. Asırları birlikte geçirmek eşleri birbirine karşı şeffaflaştırıyor, düşüncelerini bile görünür kılıyordu. Kahretsindi!

“Kaç kişi ölmüş sevgilim?”

“On yedi milyon… Yok yoluna Niyazi olan atlara bakınca düşük sayılır aslında. Ulan hadi cinnet geçirip kendi aranızda kırım yapıyorsunuz o masumların suçu ne?”

“Sinirlenme Zeus’um. Gaz yapıyor, yaramıyor biliyorsun.”

“Yetmedi ardından bir savaş daha çıkardılar. Pis bıyık bir manyağın peşine takılıp ortalığı yangın yerine çevirdiler. Toplu katliam için kurdukları organizasyonu görsen aklın şaşardı Hera. Bu tutmuş, bu kesmiş, bu pişirmiş, bu yemiş hesabı kimse de üstlenmiyor suçu iyi mi? Biri diyor ben sadece evlerinden topladım, öbürü ben trene bindirdim, ben vanayı açtım. Kabak dönüp kendi başlarında patlayınca hepsi sütten çıkma ak kaşık…”,

Susup derin derin iç geçirdi. Sözünün bittiğini sanan Hera tam ağzını açmıştı ki devam etti.

“O kadarla kalsa iyi. Ateş daha da uzaklara sıçradı. Taaaa anasının dinindeki adalara kadar ulaştı. Bu arada yememiş içmemiş daha da ürkünç bombalar icat etmişlerdi. Ölü sayısı kat kat arttı, börtü böcek ne varsa kavruldu, yetmemiş gibi o canım verimli topraklar da ot bitmez hale geldi. Güzelim gezegenimin her köşesini harabeye çevirdiler yahu! Of off!

Olimpos’un zirvesindeki saray batmakta olan güneşin ışıklarıyla rengarenk parlamış, epey aşağıda kalan bulutlar pamuk helvaya dönmüştü. Tel tel saçaklanan pembe, turuncu yığınların arasından yemyeşil ovalar, karla kaplı dağlar görünüyor, kıvrıla büküle akan nehirler gelin telleri gibi ışıldıyordu. Aşıkların birbirlerine sarılıp kendilerinden geçmelerine, canı gönülden inanarak sonsuz aşk yeminleri etmelerine sebep olacak kadar sarhoş ediciydi manzara. Ve fakat Zeus’la Hera ezelden beri birlikte olmanın ceremesini çektiklerinden manzaranın farkında bile değillerdi. Ölümsüzlüğün şahane bir şey olduğunu da kim uydurmuş?

“Yok yok bu sorunu çözmem lazım. Bir savaş daha çıkarırlarsa gezegeni toptan havaya uçurur şapşallar. Küçük mavi bilyemin yıkılıp viraneye döndürülmesine göz yumamam.

“Eeee ne yapacaksın, kimi göndereceksin bu sefer?”

“Tanrı çocuklarımdan hiç birini heder edemem. Kendileri gibi birini yollayacağım aşağı.”

Hera’nın zaten iri olan gözleri daha da büyüdü.

“Nasıl yani? Öylece, damdan düştü bir kurbağa gibi mi yollayacaksın zavallıyı? Ben elçiyim, sizi ıslah etmeye, hak yoluna çevirmeye geldim falan mı diyecek? Demedi deme, yürümez o iş. Kaç kere denedin. Kimini kuyuya attılar, kimini tahtaya çivilediler. Dirisine dokunamadıklarının ölüsünün üstünde tepiştiler. Bana sorarsan salla bir gök taşı, sonra yeniden başla. Zaten…”

Alnını kaşıyarak hatırlamaya çalıştı. Beceremeyince omzunu silkip konuşmayı sürdürdü.

“Filmini bile yaptılar çoktan. Dünyaya gök taşı çarpar ve bummm! Temiz iş! Sonrası altı gününü alır.”

Zeus dehşetle baktı karısına.

“Şerrine lanet kadın. Bu ne biçim çözüm? Onca masumun, tontiş pandaların, şapşik koalaların, mini mini birlerin, çalışkan ikilerin, tembel üçlerin, koca kafalı dörtlerin…”

Sözünü tamamlamasına fırsat bırakmadı Hera.

“Tamam tamam anladık, yufka yürekliliğin tuttu. Nasıl biliyorsan öyle yap, ben gidiyorum.”

Hera hışımla seyirtirken Zeus arkasından seslendi.

“Karıcığım, güzel Hera’m, hadi bana bir iyilik yap. Küçücük bir şey, hıı. Bırak şu kızı da yerine dönsün; yazık. İnan bütün suç benimdi. Onun bir günahı yok.”

Üşenmeyip yeniden kocasının yanına geldi tanrıça. Ellerini beline dayayıp öfkeyle parlayan gözlerini kocasınınkilere dikti.

“Onun masum olduğunu ben de biliyorum azgın teke. Onu ineğe çevirmektense seni öküz yapmayı yeğlerdim ama gücüm yetmez lanet olacısa! Ay olasıca yani!”

Karısının öfkesi keyfini yerine getirmişti. Göbeğini hoplata hoplata gülerken sordu:

“Diyelim ki beni öküze çevirdin Ne olacaktı? İo’yla beni gerdeğe mi sokacaktın?”

“Yaaa aynen öyle yapacaktım. Aç tavuk rüyasında kendini buğday ambarında görür misali… Seni dosdoğru bir çiftçinin ahırına bağlardım da görürdün gününü.”

Ellerini beline koyup gözünü ufukta harelenmekte olan son ışıklara dikti.

“Ayyy ne güzel olurdu. Adam nasılsa beleş buldum diye amma çalıştırırdı seni. Koşardı boyunduruğa, dürt baba dürt… Azıcık duraklasan basardı kızılcık sopasını kaba etlerine ohhhh… Ay ağzım sulandı tövbeler olsun. Görmüş kadar oldum.”

“Hades korusun. Ne kötü yürekli kadınsın be! Git hadi git, nasıl biliyorsan öyle yap. Ama şu zavallıyı tapınağa geri gönder lütfen. Bak kibarca rica ediyorum. Hadi beni koy bir yana, senin rahiben bu kız yahu. Hiç mi hatırı yok.”

Hera’nın gözlerinde bir merhamet kırıntısı bile belirmemişti. Ben yapacağımı bilirim diye homurdanarak yok oldu. Öyle öfkeliydi ki kocasıyla, istediğini yaptırana kadar, iyi geçinmek zorunda olduğu bile çıkmıştı aklından. Elbet bir yolunu bulurum diyerekomuz silkti. Acelem mi var?

Sonra dayanamadı geri döndü.

“Aklıma bir çözüm geldi. Bak bu kıyağımı unutma ama karşılığını da isterim haa! Aşağıya birini göndermek yerine aklı başında, düzgün olanlarını yukarıya al. Ötekileri de bokunda boğulmaya bırak. Ne halleri varsa görsünler.”

Zeus göbeğine inen sakalını sıvazladı. Kafasının açık yerini kaşıdı.

“Yakınlarda bir yere yerleştirirsin. Az daha eğitir, bilgeliklerini arttırırsın. Sonra temizlenmiş dünyaya gönderirsin yeniden. Orada huzur içinde çoğalırlar. Sen de gururla eserini seyredersin.”

“Aklı başında, vicdanlı bir grup diyorsun… Fena fikir değil aslında. Ama dur yahu, olmaz bu iş.”

“Neden ki?”

“Şundan ki… Bu ölümlü milleti bir öteki yaratmadan birlik olamaz da ondan. Görmüyor musun; yöneticilerin ne zaman başı sıkışsa, halk mızırdanmaya, uyanıp kaz gibi yolunduklarını dillendirmeye başlasa acilen bir düşman icat edip ortalığı yatıştırıyorlar. Gelsin süslü cümleler; vatanın bölünmez bütünlüğü, beka sorunu, kutsal bayrak bilmem ne… Bir de ey falanca millet sen en büyüksün, en şahanesin mealinde milli marş patlattın mı…”

Sinirli bir kahkaha patlattı.

“Yahu keçinin barınmayacağı üç beş kaya parçasına bayrak dikme yarışı yaptı bunlar. İki tarafın ahalisi de her zaman olduğu gibi bu numarayı yuttu. Sorsan o kayaların yerini bilmezler.”

Durdu, tekrar başını kaşıdı.

“Yok, olmaz o iş! Aşağıda kalanlar da hepten tozutur güzelim gezegenimi mahvederler.”

Hera fikrinin beğenilmemesine bozulsa da belli etmedi.

“Ay duyan da zor bişey sanır. Ayol sana altı günlük iş. Yenisini yapıverirsin ne olacak. Hatta daha güzelini yaparsın da bozmaya kıyamazlar.”

Zeus da bütün erkekler gibi kolay gaza geliyordu. Doğrulup oturdu.

“Yeni bir gezegen diyorsun ha… Sıfırdan, cillop gibi… Olabilir aslında.”

Sonra birden ayağa kalkıp karısına yaklaştı. Gözlerini kısıp baştan aşağı süzdü.

“Hayırdır, pek yardım seversin bugün. Benden bitecek bir işin mi var?”

Daha zamanı değildi. Telaşlandı Hera.

“Yooo, o da nerden çıktı? Ne isteyeceğim senden. Gücüm yerinde şükür.”

“Ne bileyim, beni pek düşünüyorsun da…”

Nankörsün sen, iyilik yapmaya da gelmiyor deyip hışımla uzaklaştı Hera. Bir bulutun arkasında kaybolurken rüzgarından ateş kırmızısı eteğinin ucundaki tüller, fırfırlar, kurdeleler savruldu. Aralarından bembeyaz güvercinler uçuştu.Karısının ardından bir süre dalgın gözlerle bakan Zeus yerinden kalkıp bu konuyu bir de alem arkadaşıyla konuşmak için asma çardağına yöneldi.

Comments (1)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir