

Birkaç gün önce şöyle bir haber okudum. Sma hastası çocuğu için toplanan paraları gece kulüplerinde yiyen baba arabasında intihar etti. Kelimesi kelimesine aynı ifadeler kullanılmasa da yazının içeriği buydu.
Bu haberden şunu anlıyoruz; Sma hastası bebek için sizin de şehrin çeşitli meydanlarında mutlaka görmüş olduğunuz sesli kumbaralarla para toplanmış, o paralar ailenin reisine teslim edilmiş ve o da parayı çocuğunun sağlığına kavuşması için harcayacağına bir güzel yemiş. Ardından vicdan azabına kapılarak kendini öldürmüş. (yinelemeye gerek gördüm çünkü okuduğunu yanlış anlamada liderliğe oynamaktayız)
Haber güzelim ülkemin nasıl bir bataklık çukurunda debelendiğinin özeti adeta, neresinden tutsan elinde kalıyor.
İlk ve en önemli soru şu: Sosyal Devlet olduğunu iddia eden ve sağlık güvencesi veriyorum diye çalışanların ücretlerinden ciddi kesintiler yaparak ciddi paralar toplayan bir yönetim neden bir hastalığın tedavisini bu kapsamın dışında bırakır? SMA hastası bebekler neden sosyal güvenlik ödemelerinden yararlanamazlar da valilik emriyle verilen izinle zaten perişan durumdaki aileler dilencilik yapmak zorunda bırakılır? Devletin valisinin görevi dilenciliği resmileştirmek midir? Bu hastalığın kusuru nedir ki sosyal güvenlik kurumunca görmezden gelinir?
Şahlanıyoruz, kalkınmada lideriz, güçlüyüz, bu yıl Türkiye yılı nutukları atan yetkililer koca memlekette sayısı bir elin parmaklarından az fazla sayıdaki bu bebekleri neden toplumun vicdanına emanet eder? Yerine ve adamına göre hasta bir vatandaşı için dünyanın bir ucuna uçak, helikopter gönderen devletin gücü, konu bu bebekler olduğunda neden yetmez?
Bu olayda suçlu baba gibi görünse de asıl mesele tedavi giderlerinin sosyal güvenlik kurumunca karşılanması yerine uyduruk bir kutudan gelen mekanik sesle para toplama yöntemi. Zira haber siteleri çalınan kumbara haberleriyle dolu. Toplanan paraların kimin eline geçtiği, nasıl kullanıldığı belirsiz.
Habere konu olan baba çoğu insanı öfkelendirmiş olabilir ama ben onun da bir kurban olduğunu düşünüyorum. Mahalle baskısı deyin, gelenek görenek deyin ne derseniz deyin o da bir kurban. Muhtemelen askerden döner dönmez ailesinin münasip bulduğu bir kızla evlendirilmiş, içine doğduğu topluluğun biçtiği bir yaşamı sürdürmeye mahkum edilmiştir. Hasta bebeği için toplanan para eline verilmese, kaderine razı olup öylece yaşayıp gidecektir. Ancak; Hayatı boyunca bir arada göremediği ve göremeyeceği bir paraya kavuşunca kendini tutamamıştır. Televizyonda seyrettiği, yalılarda yaşayan, etrafı birbirinden güzel kadınlarla çevrili adamların hayatını ucundan kıyısından tatma isteğine engel olamaz. Gençtir, eğlenmek, yaşadıklarından biraz daha fazlasını görmek, tatmak istemektedir. Ayrıca emrine verilen para harcamakla bitmeyecek gibi görünmektedir. Ucundan kıyısından azıcık tırtıklasa kime ne zararı dokunacaktır?
Olan olur, bitmez sandığı para tükenir. Aklı başına gelen adam canına kıyar. Onun için bir çeşit kurtuluştur bu; ya geride kalanlar… Ölüme gün sayan çocuğuna yanarken kocasından da olan kadın, anası babası, varsa öteki çocuklar… Onlar nasıl devam edeceklerdir hayata?
Gündemlerden gündem beğenen hayatımızda küçücük bir nokta, üçüncü sayfa haberi bile olamayacak bir olay bu. Gerisini siz hesap edin. Merhum Demirel’in lafıdır: Bize Kürtlere kötü davranıyorsunuz diyorlar ama Türklere çok mu iyi davranıyoruz sanki? Yıllardır, seçilene kadar vatandaşa hizmet edeceğini söyleyenler koltuğu kapar kapmaz kendini taşıyla, toprağıyla, insanıyla vatanın sahibi sanmış, öyle davranmıştır. “Kurtar bizi baba” kolaycılığıyla kurtarılmayı başkalarından beklemeye meyilli toplum da bu tavra çanak tutmuştur ama hiç bu dönemdeki kadar horlanıp sahipsiz bırakılmamıştır. Yazık çok yazık!


Bir yanıt yazın