Press ESC to close

Zeus Ne Yapsın 11

Günlerdir kendini iyi hissetmeyen Hera değişiklik olsun diye köşkünden çıkmış bulutların üstünde seksek oynayarak rahatlamaya çalışıyordu.

“Bin beş yüz seksen altı

Bin beş yüz seksen yedi

Bin beş yüz seksen sekiz”

Ensesini yalayıp geçen bir esintiyle kesintiye uğradı oyunu.

“Ne o kız? Çocukluğunu mu hatırladın?”

Hermes’ti ensesine üfleyen. Hera, tam da küfürü basacakken kendini tuttu. Babası Zeus’un bu şımarık oğluyla arayı bozmaya gelmezdi. Haber taşıyormuş gibi yaparken kulaktan kulağa laf taşır, verilen bilgileri her seferinde kıçından uydurduğu yalanlarla allayıp pullardı şerefsiz. Diline düşmeyegör… Aşağıdaki bohçacı kadınlardan beterdi ama neylersin ki Zeus’un oğluydu işte. Babasından torpilli ballı serseri… İşe yaramıyor da değildi zaman zaman. Zeus’un kadınlarını öğrenmek için az kullanmamıştı bu Maia’dan olma veledi. Dudaklarını büzüp boynunu omzuna yatırdı güzel Hera.

“Sorma Hermesciğim, sorma canımın içi. Canım çok sıkkın’’

Hermes’in gözleri parladı, kulak kepçeleri taze dedikodunun hazzıyla titreşti.

“Ay kıyamam sana. Ne oldu? Bugünlerde babamla ilgili yeni vakalar da yok ama neye sıkıldı o güzel, o tatlı canın?”

Hera en yakın bulutun üstüne oturup eliyle pat pat vurarak Hermes’e de yanında yer gösterdi.

“Keşke yeni zamparalıklar yapsa o boyu devrilesice . Onlarla başa çıkmayı biliyorum ama bu sefer ki daha beter.”

Hermes şaşkınlıkla baktı tanrıçaya. Onu başka rakiplerden başka ne üzebilirdi ki? Bir kadın her şeye göğüs gererdi de başka bir kadınla aldatılmayı kabullenemezdi. Hatta kocasını başka bir erkekle yakalamak bile hemcinsiyle aldatılmak kadar yıpratıcı bulunmazdı dişiler arasında. Kadın doğasının bir başka garipliği işte. Rekabete mi dayanamıyordu bu zilliler? Neyse felsefenin sırası değildi. Haber düşündüğünden de büyükmüş gibi görünüyordu.

İyice sokuldu Tanrıçaya.

“Huysuz babamdan her şey beklenir Heracığım. Anlat bakalım seni bu kadar üzecek ne yaptı?

Tanrıça dertli dertli içini çekince iyice heyecanlandı Hermes. Kalbi küt küt atıyor, duyacaklarını ilk kimin kulağına uçuracağını düşünüyordu.

“O kör olasıca baban kafayı insan kullarına takmış. Gece gündüz onları düşünüyor. Yemek için bile kalkmıyor o maket masasından.”

Tanrının bön bön baktığını görünce olan biteni baştan alarak anlattı.

“Yaratıp salmışsın, akıl da koymuşsun kafalarına. Bırak gerisini kendileri düşünsünler değil mi? Güzelim gezegeni çöplüğe çevirdilerse sana ne? Boktan sebeplerle birbirlerini gırtlaklıyorlarsa sana ne? Birileri tokluktan çatlar, yattığı odanın duvarları yıkılmadan dışarı çıkamazken başkaları açlıktan ağaç gövdelerini kemiriyorsa otur seyret, keyfine bak değil mi? Sana ne? Sana ne?”

Bir kez daha sana ne diye bağırırken boyun damarları gerilmiş, yüzü kıpkırmızı kesilmişti. Elleri de titriyor muydu ne?

Hera’nın fal taşı gibi açılmış gözlerine bakarken dehşete kapıldı Hermes. Bir tanrıçanın üflesen yıkılacak bir maketi kıskanmasını aklı almıyordu.

“Yaaa işte böyle Hermesciğim.O bilgisayarın başından kalksın da kime giderse gitsin razıyım. O koca maketle, excell tablolarıyla nasıl baş edeceğimi bilemiyorum çünkü.”

Becerebilse ağlayacaktı ama Gaia’nın göksel çocuklarına bahşedilmemiş bir yetenekti gözyaşı dökmek. Kuru kuru içini çekmekle yetindi. Hermes sahiden etkilenmiş, Hera’yı daha bir dikkatle, duygularını anlamaya çabalayarak dinlemeye başlamıştı. Bir erkek kadınla ne kadar empati kurabilirse o kadar işte. Ay dert etme canım dedi. Bir hevese kapılmış işte, geçer yakında.

Başka biri olsa bu derme çatma yanıtı vereni gözleriyle yer bitirirdi Hera ama işte…Ya sabır çekip sustu.

Heranın ağzından laf alamayacağını düşünen Hermes konuyu eşelemek zorunda kaldı.

“Konuşsaydın babamla. Sen görevini yaptın, gerisi onlara kalmış, tatlı canını sıkma deseydin.”

Hera Hermes’i ilk kez görüyormuş gibi tepeden tırnağa süzdü. Eskiden de bu kadar kalın kafalı mıydı bu, yoksa tanrılar arasında gide gele dengesini mi yitirmişti? Bir ya sabır daha çekti. İçinden…

“Konuşmaz mıyım? Elbette söyledim bu dediklerini. Daha fazlasını bile dedim ama işe yaramadı. Neymiş efendim sadece kendi aralarında tepişseler neyseymiş de olan gezegene oluyormuş. Bunların yüzünden yarattığı bir çok canlı türünün sonu gelmişmiş falan filan…Her lafıma verecek bir cevap buldu mendebur.”

Hermes’in saçma sapan bir yanıtla sinirini oynatmaması için kısa bir soluk alıp devam etti.

“Gölleri, denizleri nefessiz bırakmakla kalmayıp uçsuz bucaksız okyanusları bile çöplüğe çevirmişler; üç kuruşluk maden için dağları yerle bir etmişler. Billur gibi tatlı suların canına okuyup kökünü kurutmuşlar. Vesaire vesaire…Bir sürü kuru gürültü saydı döktü.”

Dertli dertli içini çekip sustu sonra. Hem kardeşi hem de kocası olan koca tanrıya söz geçirememenin çaresizliğiyle boynunu büktü. Umursamazlığın şahı Hermes’în bile içini burkacak kadar zavallı görünüyordu bu haliyle.

Sessizlik dayanılmaz hale gelince bir şeyler söylemek gerektiğini hissetti Hermes.

“Bir de ben konuşsam mı babamla? İşe yarar mı dersin?”

Denize düşen yılana sarılır misali birden canlandı Hera. Hermes’in ellerine sarılıp sert rüzgarlara karşı haber taşımaktan köseleye dönmüş yanaklarını öpücükleriyle ıslattı.

“Yapar mısın bana bu iyiliği gerçekten? Konuşur musun Zeus’la?”

“Tabii ama çok da ümitlenme. Sana kulak asmayan beni dikkate alır mı bilmem? Yine de istiyorsan şansımı denerim, ne olacak?”

En fazla bu veleti de nerden peydahladım der gibi pis pis bakar, yanına gittiğime gideceğime pişman eder diye geçirdi içinden. En büyük dedikodu kaynağına yaranmak için katlanacaktı bu eziyete. Söz ağzından çıkmıştı bir kere.

Hera son çare olarak gördüğü tanrıya bıktırıncaya kadar teşekkür ettikten sonra ayrıldılar. Hera sekerek uzaklaşırken Hermes yüzünü buruşturarak ardı sıra baktı bir süre. Sonra o da yoluna devam etti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir