

Zeus gözlerini masanın üstündeki makete dikmişti. Pürdikkat. O kadar dalgındı ki Hera’nın geldiğini fark etmedi. Kadın usulca yaklaşıp iki eliyle kocasının gözlerini kapadı, kulağına eğilip bil bakalım ben kimim diye fısıldadı. Zeus tombul parmaklarıyla kadının kalçasını sıvazlayıp bunu bilemeyecek ne var zilli, sen en sevdiğimsin diye cevapladı.
Hera bu kaçamak cevabı yutmadı tabii.
“Öyle değil seni kurnaz, adımı söylemen lazım.”
Sevgilim, canımın içi, tatlım. Yorma beni, işim gücüm var. Tanıdım işte sensin.”
Zeus zaman kazanmaya çalışırken ipek kumaşı yoklamayı sürdürüyor, altındaki diri gövdenin hangi kadına ait olduğunu anlamaya çalışıyordu. Birkaç sorudan sonra kocasının ağzından laf alamayacağını anlayan Hera ellerini indirdi.
“Titanlar yutsun seni herif, senden daha yüce bir tanrı icat olsun da onun gazabına uğra. Yoksun ortalıkta. Yine kiminle kırıştırıyorsun bu ara?”
Zeus ucuz kurtulduğuna sevinerek sakalını sıvazladı.
“Günahımı alıyorsun Hera, efendi efendi çalışıyorum şurada. İnsanlarımı kurtarma derdindeyim.”
“Günah mı? O ne be? İcat çıkarma durduk yerde.”
Bu arada gözü masanın üstünü tamamen kaplamış makete ilişti.
“Vay vay vay…Yeni oyuncağın mı? Ne bu?”
“Yaratacağım yeni gezegenin maketi canım.”
Hera meraklanmış, buraya neden geldiğini unutmuştu. Masanın etrafında dolandı.
“Eskiden ol derdin olurdu, makete falan gerek duymazdın. Hayırdır?”
Göbeğini hoplata hoplata güldü Zeus.
“Eeee çağa ayak uydurmak lazım. Artık işler böyle yürüyor şekerim. Önce yarattıklarım arasında nasıl bir dünya istiyorsunuz konulu bir anket yaptırdım. Binlerce kişiden veri toplandı. Sonra Hades’e yeni düşmüş mühendislere proje çizdirdim. Maketi de onlar yaptılar. Şimdi ben son rötuşları yapıyorum. Sonra iç mimarlar ince işlerini yapacak. Nasıl?”
“İlginç”
Hera’nın sesi tereddütlü çıkmıştı.
“Ekip çalışması sana göre değildi şimdiye kadar. Ne değişti ki böyle anketler, mühendisler falan?
Kocasının yanıtlamasına fırsat vermeden devam etti.
“Bir şey daha, dün buralarda bir kuğu gördüm. İri, gösterişli bir hayvandı. Seninle bir alakası var mı?”
Sıçtık diye inledi Zeus, Leda’yı gördüyse al sana bir kıyamet daha.
“Kuğu mu ne kuğusu, görmedim ben öyle bir şey. Kuğu da neymiş, leylektir o, göç ederken yolunu şaşırmıştır. Ay dikkatimi dağıtma durup dururken kadın. Bırak da işimi yapayım. Aşağıda kargaşa aldı başını gitti. Hadi oyalama beni…”
Telaşından kocasının yalan söylediğini şıp diye anladı kadın ama belli etmedi. Yine bir halt karıştırmıştı kaşla göz arasında besbelli. Kimin karısına kızına hallendiğini yakında anlarım ben dedi dişlerini sıkarak. Can çıkmayınca huy çıkmıyordu işte. Bu adamın canı da çıkmayacağına göre…Birden başına bir ağrı saplandı. Alnını iki eliyle sıkıştırıp tek kelime etmeden çıktı gitti.
Arkasından epeyce bir zaman kapıya baktı Zeus. Karısının her an geri dönüp ortalığı velveleye vereceğinden korkuyordu.
“Kadın dediğin biraz anlayışlı olacak canım. Aşağıdakiler bile kısacık ömürlerinde tek kadınla idare edemezken ben asırlar boyu… Benimki de can, yazıktır yahu. Arada bir gönül eğlendirmezsem çekilir mi bu iş? Koskoca Zeus’tan sonsuza kadar tek kadınla idare etmesini beklemek… Manyak bu ! Bildiğin zır deli. Diyorum ona, koskoca tanrıçasın, sen de canının istediğini yap. Benim peşimde dolanacağına git, kimle istersen onunla eğle gönlünü. Olur mu, şanına yakışmaz. İlla benim başımın etini yiyecek. Takıntılı bu kadın; erkek değil, baş eti seviyor. Hem de sadece benimkini…”
Maketi kenara ittirip dirseklerini masaya dayamış, başını iki elinin arasına almıştı. Kendi kendine söylendi bir zaman. Kara bahtına sövüp saydı; yetmedi kendine acıdı. Olimpos’un tepesinde tanrı olacağıma Sarı Kız tepesinde çoban olaydım bile dedi bir ara. Sonra fazla abarttığına karar verip işinin başına döndü.
“Bıktım yahu. Hera da kendine gelsin artık canım. Ne bu başımda gardiyan gibi… Aaaa yetti artık.”
Bu seferki yerleşim küre şeklinde değil düz olacaktı. Yuvarlak bir tepsi gibi, dümdüz. Aşağıdaki düz dünyacılardan da gelen olursa sevinsin demişti mühendislere. Bu yüzden maketi hazırlarken ölçülerde bir düzenleme yapmak gerekmemişti. Tepsinin kenarları gökyüzü devam ediyormuş görüntüsü veren kalın bir duvarla çevrili olacaktı. The Truman Show’dan esinlendik demişti baş mühendis. O da insanların garip icatlarından bir olmalıydı.
Tepsinin tam ortasında geniş bir meydan vardı. Gerektiğinde bütün ahaliyi bir araya toplayacak kadar büyük olmasını istemişti Zeus. Meydana çıkan binlerce caddenin hepsinde en az bir tane alışveriş merkezi… Herkesin ihtiyacı anında evlerine gönderileceği için bu merkezlere gerek yoktu aslında ama anket sonuçları bunu zorunlu kılmıştı. Bilgisine başvurulan kadınların neredeyse tümü alışverişi iyi bir sekse tercih ettiklerini belirtince mecburen… Yine aynı şekilde bütün evlerin dolaplarının her türlü yiyecekle tıka basa dolu olacağı ve eksilenin yeri hemen doldurulacağı söylense de dışarıda yemek yemek de bir ihtiyaçtı. Evlerin arasına belli aralıklarla restoranlar serpiştirilmişti. Her milletin damak tadına uygun mutfağı olan mekanlar; vegetaryen, vegan, kim ne isterse…
İçecek meselesini sokak çeşmeleriyle çözmüştü mühendisler. Normal suyun yanı sıra şarap de akıyordu çeşmelerden. Mühendisin biri ya şarap sevmeyenler, rakıcılar, viskiciler, votkacılar ne olacak deyince çeşmelerin kapasitesi arttırılmış, alkollü alkolsüz tüm içecekler çeşme mönüsüne eklenmişti. Yüzlerce musluğu olan çeşme maketini gören Dionysos e oldu olacak kokteylleri de ekle ulu Zeus, senin her şeye gücün yeter deyince coşmuştu o da. Yeni gezegendeki her türlü sıcak soğuk içeceğin aktığı çeşmelerin yanına bir de kokteyl barı eklenecekti. Mai tai, margarita, cin tonik, bloody mary, churchill, screwdreiver, ne ararsan…Hatta sex on the beach bile…
İçsinler güzelleşsinler işte ne güzel, birbirleriyle dalaşmaktansa hayatın keyfini çıkarsın canını sevdiklerim diye mırıldandı çeşme maketine bakarken. Bu içkiler alkolün zararlı etkilerinden de arındırılmış olacaktı üstelik. Başlarını tatlı tatlı döndürecek, dillerini dolandıracak ama nazik bedenlerine zerre zarar vermeyecek. Aslında bunu en başından beri böyle yapabilirdim diye düşündü bir an. Akıl edememişti. Zeus’sam Zeus’um ulan, ben de deneme yanılmayla öğreniyorum işte deyip, anında kendini temize çıkardı.
Her evin kendi yüzme havuzu olmasına, ayrıca sosyalleşmeleri için her mahallede daha büyük bir havuz bulunmasına karşın beyaz kumlu sahiller, canlı müziğin eksik olmadığı plajlar da eklenmişti projeye. Hep aynı plaja gitmek istemeyenler için uzak noktalara tatil turları düzenlenecekti.
Sinemalar, tiyatrolar, konser salonları… İnsana elit zevkler yaşatan mekanlar da unutulmamıştı elbette. Ona kalsa seksten daha ileri bir haz kaynağı olamazdı ama mühendisler bunun gibi sanat merkezleri konusunda israr etmişler. Belli yaşın üstündeki kullarınızı da düşünün ey ulu Zeus demişti içlerinden biri. Yahu ben Zeus değil miyim sonsuza kadar dik duracak zımbırtılar, olgun şeftali gibi kalacak şeyler yapmak elimde değil mi dese de ama kullarınızın hepsi heteroseksüel değil ki? Bunun homoseksüeli var, transı var, lezbiyeni var, aseksüeli var diye saymaya başladıklarında pes etmiş, tamam demişti. Tepsinin sağına soluna amfiteatr tarzı açık hava tiyatroları, kapalı salonlar, galeriler serpiştirilmişti böylelikle.
Arkasına yaslanıp maketeson bir bakış attı.Bu sefer çok iyi iş çıkardım dedi kendi kendine.
“Artık burada da huzur bulmaz, yine birbirlerine düşerlerse pes. Benden bu kadar der, keyfime bakarım. Hiç de umurumda olmaz.”


Bir yanıt yazın