Press ESC to close

Kısa Öykü Mor Hanım

MOR HANIM

Adı Makbuleydi.Mahallenin küçükleri içinse Makbule abla.Ama biz ondan bahsederken hep mor hanım derdik.Bu adı ona kimin ne zaman verdiğini hiç kimse hatırlamıyor,kendisi bile.Ben kendisimi bildim bileli mahallenin mor hanımıydı Makbule abla.Öyle çok benimsemişti ki adını hep mor giyinirdi.Ya da hep mor bir şeyler giydiği için mor hanım olmuştu belki ..Öyle tepeden tırnağa değil de küçük bir aksesuar olarak üstünde hep morlu bir şey bulunurdu.Hiç değilse mor desenli bir eşarp dolardı boynuna.Eğer mor sevmiyorsanız bu size tuhaf ve zevksiz gelebilir ama Makbule abla şık ve hoş bir kadındı.Esmer yüzüne çok yakışan dalgalı siyah saçlarından bir lüle her zaman alnından aşağı sarkardı.Saçına ne şekil verirse versin değişmeyen bir lüle.Badem biçimindeki kara gözleri nadide mücevherler gibi pırıltılıydı.Tombul vücudu, incecik beli yüzünden olduğundan daha ince görünür,topuklu ayakkabılarıyla salınarak yürürdü.Her zaman derli toplu hep bakımlıydı.Sokak kapısının önünü süpürürken görseniz, süpürgeyi bırakır bırakmaz çarşıya çıkıverecek sanırdınız..

Mahallenin en muhafazakar,en dedikoducu insanları bile onun doğal şuhluğunda bir kötülük görmez ,kabullenirlerdi.Bunda kocası Süleyman ağabeye olan aşkının, bütün mahalle tarafından biliniyor olmasının büyük payı vardı sanırım.Daha on yedi yaşındayken Mahallenin tek taksi şoförü Süleyman’a vurulmuş,babasından yediği onca dayağa rağmen vazgeçmemiş,zorla gönderildiği uzak bir şehirdeki halasının yanındayken mektupla haber gönderip kaçırmasını istemişti. Süleyman ikiletmemişti bu isteği.Gitti buldu kızı,kaçırdı.Yaşı dolana kadar mahalleden hiç kimsenin adresini bilmediği asker arkadaşının evinde barındılar.Sonra da gelip sanki hiç gitmemiş gibi yerleştiler mahalleye .Mahalleli de onları hiç bir şey olmamış gibi kabullendi.Bir süre sonra araya giren komşuları kıramayıp Makbule’nin ana babası da barıştılar.

Bu aşk hikayesi yaşandığında daha ben doğmamıştım bile.Ama o kadar çok ve o kadar ayrıntılı dinledim ki hikayeyi gözümle görmüş gibi anlatıyorum artık. Mor hanımla kocasının aşkı bizim mahallenin tarihinde görülmüş en büyük aşktı.

Mor hanım dışarıda bir işte çalışmazdı.Zaten bizim mahallede onun yaşıtlarının hiçbiri çalışmaz.Karısını çalıştıran erkeğe kötü gözle bakılan dönemin insanlarıydı onlar.Kızları ,yani bir sonraki kuşak kazanırsa üniversiteye de gider,çalışırdı da.Gün olmuş devran dönmüş tek kişinin geliri haneyi doyurmaya yetmemeye başlamıştı artık.Okuyan kızların orospu olmadığı da anlaşılmıştı birkaç başarılı örnekten sonra. Ev kadınıydı Mor hanım ama çok güzel dikiş dikerdi.O yüzden mahallenin tüm genç kızları Makbule ablayı el üstünde tutarlardı.Hele havalar ısınıp düğün mevsimi başlayınca daha da çok şımartırlardı.Basmasını,kumaşını alan peşine düşerdi.Şehrin dibinde orta halli bir mahalleydi bizimkisi.Öyle şık butiklerden ,mağazalardan alışveriş etmek kimsenin harcı değildi ama hiçbir kız da pazardan alınmış eteklerle düğüne gitmek istemezdi.Mor hanım el attı mı en basit basmadan harikalar yaratır, peri padişahının kızına çevirirdi giyeni.Yakanın kenarına iliştiriverdiği bir fiyonk,satenden kıvırıp yaptığı iki gonca gül elbisenin havasını değiştirir,pahalı markalara benzetirdi.Mor hanıma dikiş diktirmek sadece elbiseye hava katmasından değil dikiş bitene kadar mor hanımın evinde bolca vakit geçirip ,bitmek tükenmek bilmez hikayelerinden yararlanmak için de önemliydi.Bol teyel alır ya da sürfile yaparken hiç yalnız kalmazdı Makbule abla.Elbisesi dikilen kız, arkadaşları ,komşuları hepsi başına toplanırlardı.Süleyman abi geç vakitlere kadar çalıştığından anneler çağırana kadar eve gitmek kimsenin aklına gelmezdi.Kızlardan biri çayı demler,diğeri evden börek getirmiştir,ya da acele mutfağa dalıp bir kısır yapıverirler.Annelerin iki su bardağını söylene söylene zor yıkattığı kızlar Mor hanımın evinde pek hamaratlaşırlardı.Hatta bazı annelerin “sen bu kıza ne yapıyorsun da senin evden çıkmak istemiyor,bir dediğini iki etmiyor” diye akıl danışmaya geldiği bile olmuştu.Sorunun cevabı kendi gençliklerindeydi ama nedense kızı olan hiçbir anne bir zaman kendisinin de genç olduğunu, annesinin her söylediğinin diken gibi battığı bir dönem yaşadığını anımsamıyordu.Mor hanımın evinde dikiş makinesi tıkırtıları çay bardağı şıngırtılarına,kahkahalara karışır, sıklıkla neşeli oyun havaları da evdeki cümbüşe eşlik ederdi.Süleyman abi geldiğinde ev çoktan toparlanıp sessizliğe bürünmüş olur,ardından rakı sofrasının kurulmasıyla nihaventten hüzzama uzanan bir müzik sesi derinden sokağa sızmaya başlardı.Özel müşteri alıp ertesi sabahın ilk ışıklarına kadar çalışmadığı zamanlar evde çilingir sofrasını kurdururdu Süleyman abi.Mor hanım rakıyı sevmese de kocasının gönlü hoş olsun diye ara sıra suyu bol rakısı kıt bir dubleyle eşlik ederdi.Rakı sofrasına komşularını pek dahil etmezlerdi ama evleri misafire hep açıktı.Mahalleye yeni taşınanlar ilk onlarda ağırlanırdı.Mahalle sakinleri ailece gece gezmesine alışık değillerdi pek.Kadınlar akşam yemeğinden sonra bir komşuda toplanır,erkekler kahveye giderdi ama Mor hanımla Süleyman’ın evine hep ailece gidilirdi.Yeni tanıştıkları, İstanbul’dan sürgün gelen bir öğretmen komşunun evinde çaydan önce likörle çikolata ikram edilince bu ikramı pek incelikli bulan mor hanım hemen benimsemiş,uygulamaya koymuştu.Mahallenin dini bütün yaşlı çiftleri dışında tüm gece misafirlerine nane likörü ikram ederdi mor hanım.Sonra elbette yanında atıştırmalık şeylerle beraber çay ve ardından mevsimine göre meyve,kuruyemiş.Aslında likör dışındakiler mahallede rutindi.Kime gitseniz benzer ikram yapılırdı ama Mor hanımın her şeyinde bir başkalık vardı işte …Çayı bile daha hoş kokardı.

Her şeyi iyi, hoş ,latif olan mor hanımın mahallelinin anlayamadığı bir tuhaflığı vardı.Baştan çok şaşmışlar,bütün evlerde kahvelerde günlerce konuşulmuş ama her şey gibi zamanla kanıksanmıştı.Mor hanım feministti.Yaşlılar bu sözcüğü ilk duyduklarında bir hastalık adı sanmışlar pek üzülmüşlerdi gencecik kadının –evlerden dışarı- böyle fena bir derde yakalanmasına.Tedavisi olup olmadığını da bilmiyorlardı.Sonra azıcık okumuşlardan bunun bir hastalık değil,koca bulamayan çirkin kadınların erkek düşmanlığı olduğunu öğrenmişler hepten kafaları karışmıştı.Öyle ya mor hanım ne çirkindi ne de kocasız. Neden feminist olsundu ki?Başkasının illeti olsa gider mor hanımla konuşur öğrenirlerdi ama şimdi insana gidip de sen neden feministsin söyle bakayım denmezdi ki!Kimseye bir kötülüğü de yoktu zaten feministliğinin.Kendisi söylemese kimse bilmezdi feminist olduğunu da.Arada bir giyinip süslenip kadınları koruma derneğine gidiyordu işte ,o kadar.Bir de derneğin katıldığı protesto yürüyüşlerini hiç kaçırmazdı.Yürüyüş olduğunu topuklu ayakkabılarını çıkarıp spor ayakkabı giymesinden anlardık.İnadına mor giyerdi bir de o günler.

Mahallenin yaşlı erkekleri Süleyman’ın ağzını aramışlardı adabıyla.Kocasından gizli yapıyorsa bu feministliği durum kötü demekti.Hayret edilecek şey,adam her şeyi biliyordu..Kadınları koruma derneğine üye olduğunu ,onların faaliyetlerine katılmasını çok faydalı bulduğunu nerdeyse övünerek anlattı Süleyman.Eh kocası da izin veriyorsa mesele yoktu o zaman.herkese susmak düşerdi.

Bir gün sobanın başında halka olmuş otururlar bir yandan örgü örüp öte yandan dereden tepeden konuşurken mahallenin en patavatsız kadını Şerife pat diye soruverdi:

-Kız Makbule sen neden feminist oldun?

Mor hanım damdan düşer gibi gelen soruya şaşarken diğer komşular oradan o anda yok olamadıkları için örgülerine gömüldüler.Makbule çın çın çınlayan meşhur kahkahalarından birini atıp cevapladı:

-Aklı başında her kadın feministtir Şerife,siz değil misiniz sanki?

Bu sefer bütün başlar örgülerden kalkıp Mor hanıma dehşet dolu bakışlarını diktiler.

-Ne bakıyorsunuz ayol.Kadınsanız elbette kadın haklarını savunacaksınız,siz değil misiniz kocama şunu da dedim,bunu da dedim diye ballandıra ballandıra anlatan.Sen Hayriye,kaynanandan çektiğin burana geldi diye dayatıp ayrı eve çıkmadın mı?Sen İclal ,kocan dövdü de haftalarca odana sokmayıp adamı kapılarda yalvar yakar inletmedin mi? Eeee daha ne?

-Ne yani? Bu feministlik mi?

Soruyu soran en gençleri Emineydi.

-Feministlik tabii..Haklarına sahip çıkmak,ben de insanım benim de canım var demek ,o kadar.

-Ama biz derneğe falan üye değiliz,yürüyüşlere de gitmiyoruz.

-Orası sizin bileceğiniz iş,gelseniz iyi olur aslında.Orada öyle iyi işler yapıyoruz ki!

-Ne gibi mesela?

Herkes şişleri,tığları çoktan bırakmıştı.

-Anlatmakla bitmez,gelip görmeniz lazım.

-Valla benim ki hayatta yollamaz,ben gelemem.

-Benim ki de!

-Eh siz bilirsiniz ,oturun oturduğunuz yerde, örgünüzü örün .Boyunuzdan büyük işlere karışmayın.

-Öyle deme kız,ben çok merak ettim şimdi dernekte neler yaptığınızı,keşke gelebilsem ama bebekleri kime bırakıcam?

-Kız madem bu kadar merak ettiniz ben derneği sizin ayağınıza getiririm.İster misiniz?

-A aa delinin zoruna bak ,istemez miyiz? Nasıl olacak o iş?

-Siz bana bırakın,Başkan hanımla konuşurum.Bir gün bizim evde toplanırız .Hem yönetimdekilerle tanışırsınız,hem de neler yapıldığını anlatırlar size,merakınız gider.Olur mu?

-Ay sağol kız valla ne iyi olur.Vay be şimdi biz hepimiz feministiz demek haaa!

-Seni bilemem Nuriye,belki sen değilsindir.Ne de olsa daha evli değilsin.

Nuriye görmeyecek şekilde gözünü kırparak söylemişti bunu Mor hanım.Kadınlar gülüştüler,Nuriye kendisiyle dalga geçildiğini anlayıp küsmüş gibi yaptı .Mor hanım gitti ,sarılıp çayını tazeleyip kendini affettirdi.Toplanma günü için Mor hanımdan haber bekleyeceklerdi.O akşam evlerine dönerken bütün kadınlar pek heyecanlıydı.Bunca yıl fark etmeden feminist olduklarını öğrenmişler,sevinsinler mi üzülsünler mi bilemiyorlardı.Yine de evli olanlar kocaları feminist olduklarını anlamasın diye dikkatli olmaya kendi kendilerine söz verdiler.O akşam mahallede sofralar daha bir özenle hazırlandı,yatakta hiçbir kadının başı ağrımadı.

Mor hanım tuttuğunu koparırdı.Bir hafta sonra kadınları koruma derneğinin yönetim kurulu üyelerinin Mor hanımın evine geleceği gün belirlenmiş,görev dağılımı yapılmıştı.olay mahalleliye “şehir merkezinden Makbule’nin arkadaşları geliyor,biz de gidip yardım edeceğiz” şeklinde duyuruldu.Derneğin karar defterine yönetim kurulunun mahalle ziyaretleriyle kadınların bilinçlendirilmesi çalışması yapılması kararı alındığı yazıldı.İlk ziyaret de varoş sayılabilecek Cumhuriyet Mahallesinde ,karga çıkmaz sokakta gerçekleştirilecekti.

O gün dernek görevlisi kadınlar gelmeden mahallenin genç kadınları ev sahibinde konuşlanmışlardı.Mor Hanımın nezaretinde çay bardakları ,kekler kurabiyeler mutfakta dizilip hazır edildi. Mutfakta kalıp konuşmaları kaçırmayı kimse istemiyordu.Şehirden gelenlere acemi çaylak gibi de görünmemeleri lazımdı ayrıca.Her birinin bir mor hanım olduğunu düşünmeliydiler.Cahillikleri ortaya çıkmasın diye de olabildiğince susup,konuşmaları dinleyecekler,soru sorulmadıkça ağızlarını açmayacaklardı.Her biri doğuştan feminist olduklarını öğrenmişlerdi ama kadınları koruma derneği üyelerinden öğrenecekleri tonla şey vardı hepsinin.

Dernek üyeleri kararlaştırılan saatten epeyce sonra pırıl pırıl kırmızı bir arabayla geldiler.Mor hanım kapıda karşılayıp içeri aldı misafirleri.Beş kişiydiler,Hanımlar daire kapısında ayakkabılarını çıkarıp ellerindeki şık torbalardan sihirbaz gibi çıkarıverdikleri ev ayakkabılarını giydiler ve salona geçtiler.Her birinden yükselen parfüm kokusu karışıp salonu buhurdanlık yakılmış gibi sarıyordu.Baş köşedeki koltuklar uzaktan gelen misafirlere tahsis edilmişti.Onlara göre ev halkı sayılan komşular da kendilerince uygun yerlere yerleşti.Ev sahibi olarak mor hanım kısaca gelenlerle komşuları tanıştırıp hal hatır sordu ve sonra sessizlik başladı.Çok tanımadıkları bir takımla maça çıkmış iki rakip gibiydiler.Kapıya yakın kadınlardan birisi ben çay koyayım diyip sıvıştı.

Dernek başkanı Türkan hanım bu kadar sessizliği yeterli bulmuş olacak ki Mor hanıma bir tebessüm edip söz aldı.Öncelikle ev sahibesine övgüler yağdırdı,dernekteki çalışmalara verdiği katkıları anlattı.Böyle bir toplantının düzenlenmesinde verdiği emeği,özveriyi göklere çıkardı.

Mahallenin kadınları zaten severdi Mor hanım’ı ama doğrusu bu kadar etkili biri olduğunu da hiç düşünmemişlerdi.Makbule gözlerinde bir kat daha büyüyüp, nerdeyse kutsallaştı.Övgü bölümünden sonra bir soluk alıp dernek olarak neler yaptıklarından söz etti .En önem verdikleri konular gelecek nesilleri yetiştirdikleri için annelerin bilinçlendirilmesiydi.Bu da ancak haklarını bilip sahip çıkmakla olurdu ve dernek çalışmalarının temelini bu tema oluşturuyordu.Dernek üyeleri dahil odadaki herkes onaylayarak baş salladılar.Doğru söze ne denir.!

Dernek çalışmalarının ayrıntıları konuşulurken bir yandan sessizce çay servisi yapıldı.Çalışma raporu bittikten sonra da normal kabul günü ortamın dönüşüverdi salon.Bir yandan kekini çatala takarken öte yandan yanındakiyle muhabbet ediyordu kadınlar.Gürültüden kimse birbirini duyamaz hale gelince Mor hanım duruma el koyup Türkan hanımdan varsa komşularının sorularını alıp yanıtlamasını çok kibarca istedi ve salon yeniden sessizleşti.

-Makbule hanım haklı arkadaşlar,biz bugün buraya sizi dinlemek için geldik aslında.Sizin bizden arzularınız istekleriniz var mı? Varsa nelerdir? Öğrenelim,biraz da onları konuşalım.

Mahalle halkı böyle eğitimli kibar insanlara derdini anlatmaya talimli değildi,şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.Patavatsız ama cesaretli Şerife oldu ilk soruyu soran.

-Türkan hanım,benim gözüm sizi bir yerlerden ısırıyo,nerde çalışıyorsunuz acaba?

Yönetimdekiler gülmemek için kendilerini zorlarken Türkan hanım ağırbaşlılıkla yanıtladı:

-Ben çalışmıyorum canım.Eşimin görevi gereği protokoldeyiz,belki televizyondan falan anımsıyor olabilirsin.

-Eşiniz ne iş yapıyo ki?

-İl imar müdürü

-Haa şimdi anladım nerden tanıdığımı.Benim Recep sizin beyin çaycısı.Bi kere çocuğu hastaneye götürürken uğramıştık daireye.Siz de ordaydınız,hatırladınız mı?

-Daireye sık gitmem ben ama gördüysem de hatırlamam zor hayatım,biliyorsun oraya her gün bin çeşit insan gelir gider.Bak burada yeniden karşılaşmış olduk işte, ne güzel tesadüf değil mi?

-Evet yaa .Siz o gün lacivert bir takım giymiştiniz.Benim recep size fark ettirmeden işte bizim müdürün hanımı dediydi.Pek güzel görünüyordunuz.Müdür beyin odasından hışımla çıkıp koşar adım gittiydiniz .Çok acıdıydım size o zaman.

-Neden? Acelem vardır herhalde

-Yok ondan değil.Recep hep anlatırdı.”bizim müdür karısını hep dövüyo”diye.Ben de ne bileyim sizi öyle geçimsiz kaknem bi kadın sanırdım.O gün öyle ne güzel olduğunuzu görüverince içim acıdı.Elleri kırılsın inşallah, dediydim.

Türkan hanım’ın rengi attı,yok canım aile arasında olur öyle şeyler falan gibi bir şeyler eveleyip,biz çok geç kaldık artık izin isteyelim ,sonra yine geliriz diyerek alelacele topladı ekibini.Vedalaşma bölümünü de kısa kesip gösterişli arabalarına doluşup gittiler.

Mahalle halkı arkalarından bakakalmıştı.Aralarında en yaşlısı olan Şadiye, Şerife’yi fırçalamaya koyuldu.

-Bir kerecik çeneni tutuversen olmaz değil mi?Eşekten düşmüş karpuza çevirdin kadını.Nasıl kaçacağını bilemedi gariban.

-İyi de ben yalan bi şey söylemedim ki Şadiye abla.Adam ayyaşın tekiymiş.İçince de sapıtıp basıyomuş sopayı karısına..

Günlerce planladıkları ziyaretin bu şakilde sonlanmasından şaşırıp bozguna uğramış olan Mor hanım araya girdi.

-Aman bırakın dalaşmayı,hakikaten dövüyor muymuş senin Recebin müdürü Türkan hanımı? İnanılır gibi değil yaa..

-Durup dururken neden yalan söylesin Recep Makbule.Dövüyormuş tabii.Her zaman değil içince.Zaten içtiği zaman ne yaptığını bilmezmiş.Recep kaç kere evine kadar makam şoförüyle birlikte zil zurna zor taşıdık, diye anlatıyordu.Dairede herkes biliyormuş huyunu ama kimse bişey yapamıyormuş ki!Ankara’da çok yüksek yerlerde tanıdıkları varmış.Bilmem hangi bakanın akrabası mıymış neymiş.?Recep birkaç kere de telefonda karısına “affet beni, ne yaptığımı hiç hatırlamıyorum,çok canın acıdı mı?” falan diye yalvarıp yakardığını duymuş..

-İyi de yönetimde de dayağa en çok karşı çıkan,dayak yiyen kadının derhal evini terk etmesini,kocasını şikayet edip hakkını aramasını savunan da Türkan hanımdır.Şaşılacak şey!

-Ben onu bunu bilmem Makbule.Biz sağda solda nutuk atmayı bilmeyiz ama şu mahallede benim bildiğim kocasından dayak yiyen kadın da yoktur.Biz bu senin dernekçilerden daha feministmişiz demek ,adını bilmesek de..

-Valla haklısın galiba Şadiye abla ne diyeyim şimdi,şaştım kaldım.

Biraz da sağdan soldan,mahalle dedikodularından konuşup sonra evlerine dağıldılar.Şerife suçunu affettirmek için geriye kalıp bulaşığa yardım etti.Salon sigara dumanı dolmuştu,bütün camları kapıları açıp iyice havalandırdılar.Bütün bunları sessizce yaptılar.Olan bitenden sonra konuşmaya hevesleri kalmamış gibiydi.İşler bitince Şerife “kusura bakma Makbule abla,gününü mahvettim ama valla böyle olacağı aklıma gelmemişti” deyip özür diledi.Makbule insanlar gittiğinden beri çok durgundu.

-Yok canım,sen yanlış bir şey yapmadın,benim canımı sıkan insanın özünün sözünün bir olmaması.Evde dayağı yiyip sonra çıkıp meydanlarda nutuk atmasını anlayamıyorum.Bir anlam veremiyorum.Okumuş kadın ,öğretmen.İnsan çeker mi o kahrı?Gider çalışır,onuruyla yaşar..Doğrusu kırıldım Türkan hanıma…Bir daha derneğe de gitmem sanırım..

-Ah bilemezsin ki abla!!Kim bilir vardır kendince nedenleri.Bazen okumuş olmak da yetmiyo demek zincirleri kırmaya.Belki ailesi istememiştir ayrılmasını,belki çocuklar yüzündendir..Ne bileceksin herkesin içini?

-Doğru Şerife,sen de haklısın.Neyse ,tuhaf bir gün oldu.Yarın ola hayır ola.Hadi sana güle güle.Yardımların için sağol..

Şerifeyi de geçirdikten sonra kendine yeniden çay demleyip televizyonun başına geçti Mor hanım.Süleyman’ın gelmesine daha çok vardı.Yerel kanalda töre cinayetleriyle ilgili bir program vardı.Yaşadıkları kentte olmazdı böyle şeyler ama iletişim olanakları arttıkça bu vahşet de yerel sorun olmaktan çıkıp ülkenin sorunu olmaya başlamıştı.Öyle de olmalıydı zaten.Onlar da bizim kızlarımız ,bizim kadınlarımızdı.Sunucu program konuğu olarak Kadın hakları derneği başkanı Türkan hanımı stüdyoya davet etti.Mor hanım çayını sehpaya bırakıp dikkatle dinlemeye başladı Başkan’ını.Her zaman ki kendinden emin tavrıyla konuşuyordu kadın.Kendilerinin dernek olarak neler yaptıklarını anlatmaya başlayınca daha fazla dinleyemedi.Kadının duymayacağını bile bile söylenmeye başladı:

-Sen önce kendi başının çaresine bak,sonra sıra başka kadınları korumaya gelsin..İki yüzlü,makam budalası şırfıntı..Sırf müdür karısıyım diye caka satmak için çekilir mi o kahır be!.Karga çıkmaz’ın kadınları kadar bile olamadın,yazıklar olsun sana!

Derken kendi kendine söylendiğini fark edip şaştı kaldı kendine.

-Bir de akıllı geçinirim,nasıl anlayamadım ben bunların ne mal olduğunu.Şuna bakın gören de küçük dağları o yaratmış sanır.Giyinip süslenip mantı günü,çay partisi vermekle,arada bir sokaklara dökülüp yürümekle mi kurtaracaksınız kadınları?Kelin merhemi olsa kendi başına sürermiş.Hadi o zavallıcıkların tutunacak dalı yok, ya baba ocağında sürünecekler,ya koca evinde.Ya sen? Sen okuyup diploma sahibi olmuş kadın ,sen neden çekiyorsun koca dayağını?Yazıklar olsun ,yazıklar olsun!

Daha fazla dinlemeye dayanamayıp çat diye bastı kumandanın düğmesine. Kocası gelene kadar kendi kendine söylendi,gelince ona da baştan sona anlattı olan biteni.Süleyman olayı çok komik buldu .Kadının apar topar çekip gitmesini dinlerken kahkahalarını tutamadı.Mor hanım kocasına da kızdı.O gece öfkesinden sabaha kadar yatakta döndü durdu.

O günden sonra hiç toplantıya ya da yürüyüşe giderken görmedik Mor hanımı.Üstelik mor giymeyi de bıraktı.Mahalleye yeni gelenlere adının neden mor hanım olduğunu açıklamakta zorlanır olduk.

Comments (3)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir