
“Türkü Söylüyor Otlar” ne güzel bir kitap adıdır. Kendi başına bir hikaye, bir şiir… Yıllar önce bu kitabıyla tanıdım Doris Lessing’ i. Çok sevmiş olmalıyım ki dilimize çevrilmiş öbür kitaplarını da okudum.
22 Ekim 1919 da Babasının görevi nedeniyle İran’da doğan İngiliz yazar daha küçük bir çocukken Zimbabve’ye taşındı. Salisbury’de bir Katolik okulunda eğitimini sürdürürken ailesine isyan ederek okulu bıraktı ve değişik işlerde çalıştı. 18 yaşındayken Zimbabwe(o zamanki adıyla Rodezya) parlamentosunda çalışmaya başladı. Irkçılık karşıtı sol bir partinin kurulmasında rol aldı. Daha sonra Komünist partiye geçti. 1949 da Rodezya’dan ayrılıp Londra’ya yerleşti ve 2013 de ölümüne kadar orada yaşadı.
Romanlarında ve kısa öykülerinde toplumsal ve siyasi karmaşadan etkilenen bireylerin, ağırlıklı olarak kadınların yaşamlarını ele alır. Feminizm, cinsiyetler arası savaş en çok vurgu yaptığı temalardır. Altın Defter isimli romanı kadın hareketinin temel eserlerinden biri kabul edilmektedir. Yazarlığının ilerleyen dönemlerinde bilimkurguya yönelmiş olsa da feminist eserlerin sahibi olarak tanınır.
2007 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazandığını öğrendiğinde alışverişten dönmekteydi ve bu haber onu sevindirmekten çok endişelendirdi. Çünkü basının, kamuoyunun ilgisi yüzünden yazmaya yeterince vakit ayıramayacağını düşünüyordu. Yaşının (88 yaşındaydı) uzun bir yolculuğa elvermediğini öne sürerek ödülünü almaya gitmedi. Ancak Rodezya’daki yarı aç yarı tok çocuklar bir kitap için yalvar yakar olurken İngiliz çocuklarının elinin altındaki zengin kütüphanelere dönüp bakmamasından duyduğu üzüntüyü dile getiren sitemkar, bir o kadar da duygu yüklü bir konuşma yaptı.
Yazarın bana ilginç gelen bir eylemi de yani yazarların eserlerini yayınlatırken karşılaştığı güçlüklere dikkat çekmek amacıyla iki eserini takma adla göndermesidir. Kendi adıyla gönderdiği dosyaları seve seve kabul eden yayıncısı tam da beklendiği gibi bu eserleri basmayı reddetmişti.


Bir yanıt yazın