Press ESC to close

Hamnet

Yedinci sanatın gücü ve güzelliği üzerine birkaç satır

Maggie O’farrel’in aynı isimli romanını iki sene önce okumuş, oldukça etkilenmiştim. Chloe Zhao’nun yönettiği, bu akşam izlediğim filmse beni kelimenin tam anlamıyla yıkıp geçti. Uzun yıllardan sonra ilk kez bir filmi izlerken zırıl zırıl ağladım. Yanlış bir izlenim bırakma endişesiyle özellikle belirtmeliyim ki Hamnet izleyicinin bam teline basarak duygu üreten bir melodram değil. Hiçbir duyguyu abartmadan, tüm doğallığıyla sunuyor. Romanın filme aktarılış şekli, oyuncu seçimi, mekanları, ışığı, son derece tasarruflu kullanılan harika müziğiyle gerçek bir başyapıt. Daha açılış sahnesini izlerken olağanüstü bir eserle karşı karşıya olduğunu hissediyor insan. Toprağa, neden analık sıfatının yakıştırıldığını, neden dişilik özellikleriyle tanımlandığını o sahnede görüyorsunuz.

Edebiyat uyarlamaları genellikle az buçuk hayal kırıklığı yaratır ama burada durum tersine çalışıyor. Senaryonun yazarla yönetmenin ortak ürünü olmasının bunda epey payı olsa gerek. Alanında başarılı iki kadın baş başa vererek ortaya muhteşem bir hikaye çıkarmışlar. Kadın duyarlılığıyla üretilen bu muhteşem filmde oyunculukların da- özellikle başrolü üstlenen Jessie Buckley’in- de payı büyük. Daha önce “ Küçük Muzır Mektuplar” filminde izleyip çok beğendiğim İrlandalı oyuncuyu önümüzdeki yıllarda daha pek çok başarılı rolde izleyeceğimizi tahmin ediyorum. Ve bu rolden dolayı Oscar heykelciği ona gitmezse çok üzüleceğim.

Film William Shakespeare’in yaşamını, özellikle Hamlet oyununun yazılış sürecini konu edinmiş olsa da asıl derdi çok daha derin. Yas, annelik, kardeşlik, sevgi, sezgilerin insan yaşamındaki yeri, yerine göre en yakınını bile anlayamama gibi her sahnesinde başka bir katman üreterek ilerliyor. William’ın annesini canlandırdığı rolüyle Emily Watson yer aldığı sınırlı sahnelerde bir kez daha bu filmin bir kadın filmi olduğunu hissettiriyor.

Filmde kesilip atılacak tek bir sahne yok. Doğa görüntüleri muhteşem, iç mekanlarda kullanılan doğal ışık izleyiciyi içine çekip, orada, oyuncularla birlikte o anda yaşıyormuş duygusunu veriyor. Günümüzden uzaklaştırıp on altıncı yüzyıl İngiltere’sine, Stradford’a Londra’ya doğru bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Ve elbette Shakespeare’in ne yazık ki günümüze kalamayan meşhur Globe Tiyatrosuna…

Globe demişken Agnes Shakespeare’in, tarih kitaplarında William Shakespeare’in karısı olarak sadece adı geçen ama romanın ve filmin esas karakterini canlandıran Jessie Buckley’in final sahnesindeki performansından söz etmeden geçemeyeceğim. Sadece gözleri ve mimikleriyle yüzlerce kelimenin yapamayacağı etkiyi yaratıyor. Bu arada öbür oyuncuların da hakkını yemeyelim. Özellikle Hamnet’i canlandıran çocuk çok başarılı. Jacobi Jupe her hareketi, her mimiğiyle filmin ikinci yarısına damgasını vuruyor . Oyunculuğu sürdürürse ileride onun adını çok duyacağımız kesin.

Sinemayı sadece bir eğlence aracı olarak görmüyorsanız bu filmi izleyin. Televizyon ya da bilgisayar ekranında değil, mutlaka sinema salonunda izleyin. Böylelikle harika bir iş çıkaran görüntü yönetmeninin emeğine hak ettiği değeri verirken kendinizi de ödüllendirmiş olacaksınız.

Not: Filmden tamamen bağımsız olarak sadece kendi hassasiyetimi belirtmek için yazıyorum. Lütfen çocuklara “bundan sonra ailenin reisi sensin, annene – ya da babana- kardeşine, evine sen sahip çıkacaksın vs. sözleriyle altından kalkamayacağı sorumluluklar yüklemeyin. Çocuklar büyüklerinin sözlerini gereğinden fazla ciddiye alırlar. Ve istemeden sırtlandıkları bu ağır yük onlara aklınızın ucundan bile geçmeyen zararlar verebilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir