Press ESC to close

Sırların Sırrı gerçek mi?

Sırların sırrı gerçek mi?

Dan Brown sevdiğim ve Türkçeye çevrilen tüm kitaplarını çıkar çıkmaz okuduğum bir yazar. “Yüksek edebiyat” çevrelerinde dikkate alınmasa, Nobel Edebiyat ödülünü alması hayal bile edilmese de milyonlarca okuru tarafından – maddi manevi- fazlasıyla onurlandırılıyor.

Onun romanlarında çok sevdiğim özelliklerden biri okurunu hepsinde dünya kentlerinden birinde bir turist rehberi titizliğiyle gezdiriyor olması. Onun sayesinde Venedik, Floransa, Roma, Barcelona, Vatikan, İstanbul gibi şehirlerin bilmediğimiz köşelerini öğreniyoruz. Hatta Roma’ya gittiğimizde onun Melekler ve Şeytanlar romanında anlatılan bazı mekanları gezdiren bir tura katılmış, roman kahramanlarının o mekanlarda yaşadıklarını hayal etmenin keyfini yaşamıştık.

Yazar bu son romanında da bizi Prag’a götürüyor. İyi korunmuş bu Ortaçağ kentinin görülmesi gereken yerlerini, mekanın tarihçesini de ustaca metne yedirerek anlatıyor. Olay kurgu, mekanlar gerçek. Okurken insan keşke şimdi o şehirde olup romanın kahramanlarıyla birlikte o sokaklarda, kafelerde dolaşsaydım duygusuna kapılıyor.

Mekanlar gerçek ama romanda anlatılan hikayenin, yazarın hayal ürünü olmasını çok istedim okurken. İnsanların beyinlerine yapay nöronlar yerleştirerek binlerce kilometre uzaktan zihinlerini okuyabilme, gördüklerini görebilme ve dilediğiniz gibi yönlendirebilme olasılığı beni dehşete düşürdü. Televizyon ve sosyal medya aracılığıyla yeterince yönlendirildiğimiz, özgür irademizle aldığımızı sandığımız kararların hiç de sandığımız gibi bize ait olmadığını her gün biraz daha fark ettiğimiz yetmiyormuş gibi, bir de bu olasılık çok geldi bana.

ABD’ nin internetten çok daha önce kitaplar (Tommiks Texas vs.) ve filmler aracılığıyla bize Kızılderilileri kafa derisi yüzücü vahşiler olarak tanıttığı, 15. yüzyılda gerçekleşen istilayı keşif olarak yutturduğu, kıyamet filmlerinde dünyayı kurtaranlar hep Amerikalılar olduğu için benim ve birçoklarının gözünde güvenilirliğini yitirdi. Buna karşın yine de kendimizi kültür emperyalizminden koruyamıyor, sunulan verileri yalayıp yutuyoruz. Romanda anlatılan dehşet verici projenin gerçekleşmesi mümkün müdür bilemem ama özellikle çocukları ve gençleri hedef alan video oyunları, internet siteleri yüzünden şiddetin normalleştiğini, empati yeteneğinin hızla yok edildiğini görebiliyorum. Çarkını kimin döndürdüğü belirsiz dev bir mekanizmanın karşısında kendimizi son derece ufak ve çaresiz hissediyoruz. Bu kadarı bile insanı gelecekten endişelendirmeye yetiyor.

Dan Brown romanlarında mekan olarak dünyanın incisi şehirleri seçerken satış kaygısıyla hareket ediyor olabilir. Umurumda değil. Ya da tarzıdır ve okura da katkı sağlar. Ancak bu romanında konu edindiği distopik proje ABD nin dış politikasına hizmet etmeyi amaçladıysa ya da proje yukarılardan bir yerlerden sipariş edildiyse yazık! Umarım bu düşünce benim aslında çok da cılız olan kuşkucu yanımın bir ürünüdür. Umarım öyledir de yazarına olan sempatim eksilmez. Haa benim sempatim milyonlarca okuru olan adamın umurundadır, değildir o ayrı:)) Hele hele kitaba para vermediğim düşünülürse hiç tınmaz.

Romanı okuyanlar düşüncelerini paylaşırlarsa çok sevinirim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir