Press ESC to close

Zeus Ne Yapsın 12

Ananya kulübesinin önündeki taşa oturmuş, elindeki kuru dalla toprağa şekiller çiziyordu. Epeydir komşusunu izlemekte olan Gunjan seslendi. Duymadı genç kadın. Bir kez daha seslendi, bir kez daha… Gövdesini kapının önünde bırakıp ruhunu alıp gitmişti sanki Ananya. Bu dünyada değildi, başka yerlerde, belki de yüce Krişna’nın yanında…

Dayanamadı. Sokağı parmak arası terlikleriyle tozutarak geçip komşusunun baş ucuna dikildi. Gölgesi çubuğun çizdiği karmakarışık desenlerin üstüne düştüğü halde hala dalgınlığından sıyrılamamıştı kadın. Enlemesine, diklemesine çizgiler çekmeyi sürdürüyor arada bir kocaman bir daire çizerek hepsini yok ediyor.

“ Ananya, baksana neyin var senin?”

Yüksek sesle konuşmadığı halde yerinden sıçradı Ananya. Taşın üstünden kayar gibi olunca omuzlarından tutmak zorunda kaldı Gunjan.

“Korkuttun beni.”

“Sen de beni korkuttun, deminden beri sesleniyorum duyuramadım bir türlü. Neye daldın bu kadar?”

“Haa hiç farkında değilim inan. Düşünüyordum.”

İki kadın kulübenin duvarına dayalı sekiye oturdular. Sabah güneşi henüz yakıp kavurmaya başlamamış, etrafı tatlı tatlı ısıtıyordu. Sakin, durgundu hava. Derinlerden gelen okyanus dalgalarının uğultusuna arada bir öten kuşların sesi karışıyordu. Kulübenin arka tarafından çıkan bir yıldız kaplumbağası kuru otları hışırdatarak yaklaştı. Tümsekli kabuğu güneşte ışıldıyor, her bir tümseği çevreleyen çizgiler bir ressamın özenli elinden çıkmış gibi görünüyordu. Kadınlar başını sağa sola çevirerek ilerleyen hayvanı izlediler sessizce. Toprak yolun karşısına geçip otların arasında kayboluncaya kadar sürdü bu sessizlik.

“Ablan intihar ettiğinde çok canı yanmış mıdır sence?”

Ananya bozmuştu sessizliği. Gunjan hiç beklemediği soruyla karşılaşınca irkildi biraz. Neler geçiyordu arkadaşının aklından? Unutmak , hiç yaşamamış olmak istediği bu anıyı neden kurcalıyordu? Bakışlarını komşusunun göz bebeklerine dikti. Hüzün doluydular. Hüzün, acı, çaresizlik…

“Tarım ilacı içmiş. Saatlerce, kimseye bir şey hissettirmemeye çalışarak kıvranmış. Sonunda annem durumu fark edince kasabaya, hastaneye götürmüşler ama çok geçmiş artık. Kurtaramamışlar. On altı yaşındaymış daha. Ben küçüktüm, hatırlamıyorum.”

“Evlendirmek istedikleri için demiştin. Neden evlenmemiş ki? Ölmekten daha iyidir herhalde.”

Omzunu silkip iç geçirdi Gunjar.

“Bilemeyiz ki aklından ne geçiyordu. Sevdiği biri varmış galiba. Evlendirecekleri adam da babamdan bile yaşlıymış ama zenginmiş. Pamuk tarlaları, koyun sürüleri varmış. Çok güzelmiş ablam. Ölümünden sonra bizim evde adı anılmadı hiç, bunlar ninemden dinlediklerim.”

Ablasını her düşündüğünde gelen ağrı çökmüştü böğrüne yine. Taş yutmuş gibiydi içi. Durup sokaktan geçen ineği izledi bir zaman. Arkasından gelen adam ineğin kuyruğuna sıkıca yapışmış bir şeyler mırıldanıyordu. Adamla inek köşeyi dönene kadar konuşmadılar.

“ Biraz büyüyüp aklım ermeye başlayınca ben de bu adam gibi yemin ettim. Başıma ne gelirse gelsin katlanacak, dişimi sıkıp dayanacak, asla canıma kıymayacaktım. Biz de intihar makbul sayılır biliyorsun ama bana korkunç geliyor. Hele de ablam gibi acıyla kıvranarak ölmek olacak iş değil.”

İçini çekti.

“Onu da anlıyorum aslında. Damat adayının üçüncü karısı olacakmış. İlk ikisi genç yaşında ev kazasında yanarak ölmüş. Evlense ablamın da sonu aynı olacaktı belki.”

Anlayışla başını salladı Ananya.

“Şu malum drahoma meselesi değil mi? Kadın olmak bu memlekette neden bu kadar zor Gunjar? Neden bir hayvan kadar bile değerimiz yok bizim?”

Ona hak verir gibi başını salladı komşusu.

“Eskiden daha kötüymüş, kocası ölen kadın onunla birlikte yakılırmış. Şimdilerde o yasaklandı hiç değilse ama kız tarafının damada para ödemesi sürdükçe daha çok canlar yanacak.”

Birdenbire aklına gelmiş gibi yeniden Ananya’ya döndü.

“İyi de sen neden durup dururken ablamı sordun ki? Nereden aklına geldi bu intihar meselesi?”

İçini çekme sırası Ananya’ya gelmişti. Konuşmadan önce tereddütle dudaklarını kemirdi bir süre.

“Ben de düşünüyorum.”

Gözleri yuvalarında fırlayacak gibi oldu Gunjar’ın. Arkadaşının ellerine sarıldı.

“Neden? Niye böyle bir şeye kalkışasın ki?”

Çaresizlikle başını salladı kadın.

“Mecburum. Ya ben kendim sessizce, canımı çok yakmayacak bir yöntemle yapacağım ya da…”

“Ama neden canım? Ya da ne?”

“Rakesh epeydir hasta biliyorsun. Kanser… Dün babam geldi hastaneden. Yoğum bakıma kaldırmışlar. Bu demektir ki yolun sonuna geldi.”

“Evet, onun için üzgünüm. Gençti daha, keşke o lanet hastalık gelip onu bulmasaydı ama elden ne gelir. Sana da üzülüyorum bu yaşta dul kalmak kolay değil ama… ama bu canına kıymanı gerektirmez ki? Çocukların var hem, onlar için yaşamalısın. Yaşayacaksın. Saçmalama Ananya, hangi devirdeyiz?”

Arkadaşına hak verir gibi başını salladı kadın.

“Babam senin gibi düşünmüyor ama… Onurlu bir eşsem, dünyaya yeniden geldiğimde bir hayvan olmak istemiyorsam yakılmaya rıza göstermeliymişim. Kendimi düşünmüyorsam beni besleyip büyüten ailemin yüzünü yere getirmemek için yapmalıymışım bunu. İffetli bir kadın kocasından sonra yaşamamalıymış. Hapse girmeyi bile göze alarak bu töreni yapacak fedakar insanlar da varmış köyümüzde. Ruhumu kurtarmak adına bu riske girecek insanlar…Düşünsene Gunjar, ruhumu kurtarmak için bedenimi ateşe atmak zorundayım ama korkuyorum.

Ağlıyordu artık. Kendini daha fazla tutamamış, hıçkırmaya başlamıştı. Gunjar duyduklarını sindirebilmek için dudaklarını kemirerek sessizce oturdu bir süre. Geçmişte kaldığını düşündüğü bir gelenek, olmaz olası gelenek, sürüyor muydu hala? Cadı avları gibi o da tarihe karışmamış mıydı? Gencecik, sapasağlam, hayat dolu bir kadın sırf kocası onulmaz bir hastalığa yakalanıp öldü diye yaşamını sonlandırmak zorunda kalsın. Olacak iş değil. Saçmalık…

Ananya içini çeke çeke, yanaklarını elinin tersiyle kurulayarak ağlıyordu. Omuzlarından tutup kendine çekti arkadaşını.

“Olmaz öyle şey canım. Olmaz. Eski kafalı babanın sözüyle olacak şey değil bu. Sati geleneği yasaklanalı yıllar oldu. Yapamazlar. Birincisi Rakesh ölmedi daha, belki de iyileşir. İkincisi yasak bu artık, gerekirse hükumete gider, şikayet ederiz. Sıkma canını. Ağlama artık hadi.”

“Babamı tanımıyorsun. O dediğini yapar, dünyanın öbür ucuna gitsem bulur beni.”

“Bir yere gitmene gerek yok. Dediğim gibi, gerekirse yüksek makamlara çıkar, koruruz seni. Yasak bu artık, kanuna aykırı.”

Komşusunun hıçkırıkları dinene,iyice sakinleşene kadar konuştu Gunjar. Aniden bastıran muson yağmuru sicim gibi inmeye başlayınca evlerine girdiler.

Birkaç gün sonra Rakesh’in ölüm haberi geldi. Ananya’nın babası damadının ruhu huzur bulsun diye Brahmin’e hediye edilecek inekle birlikte geldiğinde kulübeyi boş buldu. Kızı ve iki torunu köyde yaşayanların hiç birine görünmeden kayıplara karışmışlardı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir