
Şafak söküyor. Ezanın eli kulağındadır. Az sonra Emin dede değneğini savura savura camiye gider. Karşı kahvenin ocakçısı günün ilk çayını demlerken servis otobüsleri birbiri ardına geçmeye başlarlar. Motorlar nezleli nezleli homurdanır, asfalta sürtünen lastikler cayırdar. Uykusuna doyamamış çocuklar ucuz ekmek kuyruğunda beklerken kepenkler kaldırılır, anahtarlar kilitlerde şangırtılarla döner. Saz benizli çıraklar dükkanların önünü süpürür. Dertlilere bitmez tükenmez gelen gece solar, birbirinin aynısı günlerden biri daha başlar.
Soba sönünce soğuyuveriyor ev. Baştan yatarım belki dedim sonra da… Oturdum kaldım işte. Birbiri ardına söndürülen lambaları, kararan pencereleri seyrettim. Trafik seyreldi, tek tük geçen arabaların arkası kesildi. Günün gürültüsü dindi, şehir sustu. Bir ben, bir de bükük boynunun ucunda kirli sarı bir ışık parlayan sokak lambası …
Kirpiğim kirpiğime değmeden sabahladığım bu kaçıncı gece kim bilir? Az daha, biraz daha derken güneşi doğdurduğum kaçıncı sabah? Bazen bütün ömrüm şu camın önünde geçmiş gibi geliyor da şaşıyorum kendime. Eski günleri, sıcak yatağımda nefesimi nefesine uydurup huzur içinde uyuduğum zamanları hatırlamaya çalışıyorum. Aklım çok gerilere, peşimde dolaştığı günlere gitmişken bazen, caddenin ucundan bir karaltı çıkıveriyor, içim hop ediyor. Boş caddede tak tak yankılanan ayak sesleri yaklaştıkça kalbim kafesinden kaçmaya çabalayan kuş misali çırpınıyor. Gölge uzayıp başka bir evin karanlığına karışınca eskisinden de beter oluyorum.
İçim acıyor. Yüreğimin yanıp kavrulduğu yetmiyormuş gibi boğazımda günden güne büyüyen koca bir yumruk… Bir umut ferahlarım diye kaç kere açtım kapadım şu camı gece boyunca! Kuru ayaz yüzümde kamçı gibi şakladı, ciğerlerime kömür kokusu doldu her seferinde o kadar. Örgüme el attım, ışığı gören olur korkusundan vazgeçtim. El işi yapmak iyi geliyor; ilaç gibi… Şişler şık şık ettikçe, her motif ortaya çıktıkça kendimi unutuyorum. En çok oyalayanı da kuru çalı örneği… Her ilmekte dikkat etmek gerekiyor, birini bile ters alsan bozuluyor desen. Ondan sonra hadi bakalım yeni baştan…Bir kazak en fazla üç gün sürüyor. Yününü, örneğini kapan bizim evde. Adım örgücüye çıktı. Benim canıma minnet de kaynanam homur homur… Muhtaçlığım mı varmış? Oğlu evini ekmeksiz mi koyuyormuş?
“ Anne, sen neden buradasın, yatmadın mı ?”
“ Yattım da, erken uyandım kuzum. Sen neden kalktın?”
“ Susadım. Babam gelmedi mi gene?”
“ Gelemedi yavrum, işleri çokmuş bu ara.”
Önüne dökülüp gözlerini kapatan buklelerini tombul parmaklarıyla geriye ittirirken somurtuyor.
“ O da hep iş hep iş…Yanıma yatsana anne, masal anlat.”
“ Koca kız oldun artık ne masalı? Hadi yat üşüyeceksin.”
“ Sen de yat, sen de üşüme!”
İnandı mı söylediklerime? Çocuktur aklı ermez gibi geliyor ama…Ne diyeceğimi bilemiyorum ki! Önceleri, işim var beklemesinler diye haber yollardı, artık ona bile gerek duymuyor. Suskunluğumu kabullenmek sanıyor belki de; alıştım, aldırmıyorum sanıyor. Aç açık bırakmamak, masanın üstüne pazar parası koymak yeter sanıyor. Gelmediği her gecenin ömrümü tükettiğinden haberi yok. Gözlerime bir baksa… Bakmıyor ki! Bakamıyor yahut…
Onsuz ne yapacağımı bir bilebilsem, bütün bütüne kaybetmeyi bir göze alabilsem, yolunu kesip önüne dikileceğim. Boğum boğum yutkunmayı bırakıp avazım çıktığı kadar bağıracağım.
Neden gidiyorsun o eve?
Bu evde olmayıp da orada olan ne?
Benim o kadından neyim eksik?


Comments (1)
EROL TOĞRULsays:
22 Aralık 2021 at 18:38👍TEBRIK EDERİM. HARİKA BİR YAZI OLMUŞ, EDEBİYAT DERSLERİNDE İŞLENEBİLECEK KADAR GÜZEL.