
Dün bankamatik ya da internet bankacılığıyla çözülemeyecek bir işlem için bankaya gitmek zorunda kaldım. Epeyce bekleyeceğimi biliyordum, hazırlıklıydım da ancak bunca mutsuz insanla karşılaşmayı hiç ummuyordum. İçine düşürüldüğümüz durumun kimsede ne umut ne de yaşama sevinci bırakmadığı herkesin malumu. Bu ortamda gülebilmek sadece aklını yitirmişlere özgü bir ayrıcalık sanırım. Bankada tanık olduklarım bana gündelik yaşamda dilimize pelesenk ettiğimiz yakınmalardan fazlasını düşündürdü: Bankaların ikiyüzlü yaklaşımlarını…
Bankaların reklam bütçeleri hepimizin malumu. Televizyonda, yazılı basında, yol kenarlarına sıra sıra dizili “billboard” larda, döner afişlerde, kayan levhalarda hep onları görüyoruz. Şahane gelecek vaatleriyle gözlerinin içi gülen insanlar, hayatı güvenceye alınmış, koşturan zıplayan çocuklar… Hele özel günlerde yaptıkları duyguları gıcıklayıcı reklamlar yok mu? Milli bayramlarda en çalışkan, en vatansever onlar, dini bayramlarda en geleneklere bağlılık gösteren onlar. Büyüklere saygıda kusur etmeyen, küçükleri sevmeyi kimseciklere bırakmayan yine onlar, bankalar… Ya büyüklüklerini, zenginliklerini, güçlerini sergilemek için diktikleri birbirinden görkemli genel müdürlük binaları, en pahalısından mobilyalarla dekore edilmiş şubelere ne demeli?
Pandemi nedeniyle kapının önünde epeyce bekledikten sonra içeriye alındığınızda neyle karşılaşıyorsunuz peki? Reklamlarda gördüğünüz güler yüzlü , kendinizi evinizde hissedeceğiniz bir ortamla mı? Ne gezer!
Pahalı malzemelerle donatılmış bankoların çoğu eleman olmadığı için kapalı. Çalışan bankolarda da işlemlerin çoğunu bilmeyen, ne yapacağını, hangi tuşa basacağını kendinden biraz daha deneyimli arkadaşına soran gencecik insanlar oturuyor. Oflayıp puflayarak sıranın kendilerine gelmesini bekleyen müşterilerin yarattığı gerginliği enselerinde hissederek ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Bekleyenlerden daha mutsuz, daha zor durumdalar. Üstelik homurdanma, sızlanma hakları da yok ve müşterilerden gelen haklı serzenişlere de göğüs germek zorundalar. Elleri ayaklarına dolaşıyor, daha da gecikiyor işler. Olmuyor, olamıyor. Olamıyor çünkü biraz deneyim kazanan çalışan bu oturmalı kölelik ortamından kaçıp daha iyi koşullar sağlayan bir işletmeye kapağı atıyor. Çünkü yıl sonunda iftiharla bol sıfırlı karlar açıklayan bankalar çalışanlarından kıstığı her kuruşu kar sayıyor.
Sanayi devriminin başından, belki de daha eskiden beri insanlığa tek seçenekmiş gibi yutturulan, hatta doğasının gereğiymiş gibi sunulan kapitalizmin kar kar daha çok kar düzeniyle çalıştığı malum. Bankalar da sermayenin ana kucağı, pışpışlanıp şımartıldığı, kucaktan kucağa dolaştırıldığı yerler. Ancak yetkililer şunu dikkate almalı: Eğer içinde işini severek yapan mutlu çalışanlar yoksa o görkemli binalar, ultra modern mobilyalar birer hiçten ibaret…
Tüm bankaların yetkililerine önerimdir. Genel müdür ya da muadili yetkililerden söz etmiyorum. Çok havalı “title” lara, gösterişli ofislere sahip olsalar da sonuçta onlar da birer çalışan, emir kulu… Sözüm yönetim kurullarına, yıl sonunda kardan pay alan büyük hissedarlara… Bir gün herhangi bir şubeye gidip bir bankonun arkasına geçsinler ve reklamlarda yere göğe sığdıramadıkları müşterilere hizmet vermeyi denesinler. Sadaka sayılacak ücretlerle gece yarılarına kadar çalıştırdıkları gencecik insanlardan ertesi gün yine sabırla, güler yüzle hizmet beklemenin olanaksızlığını o zaman anlarlar belki.


Comments (2)
EROL TOĞRULsays:
18 Aralık 2021 at 23:17HARİKA TESPİTLER. UMARIM ÜST DÜZEY BANKA YÖNETİMLERİNE KADAR ULAŞABİLİR..
Oğuzsays:
19 Aralık 2021 at 07:25Çalışan adına gerçeğin ruhunu yakalamışşınız… 👏👏👏👏