
Son günlerde epey ses getiren Netflix filmi Don’t Look Up’ı dün akşam izledim. Bende büyük hayal kırıklığı yarattı. Hakkında bu kadar büyük laflar edilmeyip basit bir politik hiciv olarak değerlendirilse beklentim karşılanırdı büyük olasılıkla. Filmin sonunu buruk bir gülümsemeyle getirmez, cidden komik olan finale kaygısız kahkahalarla gülerdim. Hakkını yemeyelim, filmin tanıtımını üstlenen ekip iyi bir iş çıkarmış; herkes bu filmi konuşuyor. O kadar başarılılar ki imdb bile bol keseden 7.3 puan vermiş.
Filmin yönetmeni Adam Mckay’ın filmografisine bakınca fazla bir beklentiye girmemek gerektiğini anlıyor insan ama kadro aksini düşündürüyor. Ana karakterlerin hepsi birbirinden değerli: Ocean’s Eleven’ı aratmayacak, belki de aşacak kadar müthiş oyuncular bir arada. Burada tek tek saymaya gerek duymuyorum.
Konu da ilginç aslında ama ortaya çıkan ürün sevimsiz. Bunca övgüyü hak etmiyor. Fikrime katılmayanlara Stanley Kubrick’in 1964 yılının teknik olanakları ve Peter Sellers dışında yıldız içermeyen bir kadroyla çektiği Dr.Strangelove filmini izlemelerini öneririm. Bana göre politik komedinin zirvesidir.
Yukarı Bakma bilmediğimiz hiçbir şey söylemediği gibi anlatmaya çalıştığı hikayeyi de iyi sunamıyor. Politik liderlerin ikiyüzlülüğü, yalancılığı, kendi kariyerlerini her şeyin önüne koymaları yeni bir hal mi? Medyayı hangi değerlerin yönlendirdiğini, halk bunu istiyor diye önümüze hangi pespayeliklerin konulduğunu bilmeyen var mı? İş dünyasının kardan başka şey düşünmemesi alışılmadık bir durum mu?
Amerikan Başkanını oynayan Meryl Streep’ in bu rolde Trump’ı hicvettiği söyleniyor. Ben de katılıyorum bu yoruma ancak şunu da ifade etmeden geçemiyorum. En ciddi devlet adamı, iyi aile babası, halk dostu pozlarıyla gönlümüzü kazanan eski başkanlar dünyamıza Trump’dan daha iyi mi davrandılar? Filmde ucundan dokundurulan gerçeği, aslında başkanların da birer piyon olduğunu, iplerin en büyük bağışçı sıfatıyla sermayenin elinde olduğunu bilmiyor muyuz? Mark Rylance’ın canlandırdığı Peter İserwood karakteri değil mi nihai karar verici? Sosyal medyada onun Facebook, Amazon, Apple vs. şirketlerinin CEO’ sunu karikatürize ettiği tartışılıyor. Ya da hepsinin bir ortalaması olduğu. Adı ne olursa olsun bu karakter parayı, sermayeyi temsil ediyor ve dünyayı o yönetiyor.
Beni asıl tedirgin edense filmin odak noktasındaki konu. Sonumuzun bir göktaşı çarpmasıyla geleceği söylentisi o kadar eski ki, Hüseyin Rahmi Gürpınar’a bir roman bile yazdırmış. Oysa bugün gezegenimizi tehdit eden en büyük tehlike insan eliyle yaratılan yıkım. Film sanki bu gerçeği örtbas etmek için çekilmiş izlenimi de yarattı bende. Aşırı bir yorum ve eğlenceli bir film yapmak isteyen yönetmeni aşırı ciddiye almak olarak da değerlendirilebilir bu fikrim. Haklı da olabilir böyle düşünenler ama bilim insanları tam da filmdeki Randall Mindy ve Kate Dibiasky gibi tehlikenin boyutlarını anlatmak için çırpınırken konunun saçma sapan toplantılarla geçiştirildiği, önlem amacıyla alınan kararların kağıt üstünde kaldığı da bir gerçek. Durum bu kadar vahimken dikkatleri tükenen su kaynaklarından, gitgide şiddetini arttıran doğal felaketlerden uzaklaştırıp gökyüzünden gelecek bir tehlikeye yöneltmek bana manidar geliyor. Özellikle de tüm dünyayı manipüle etmesiyle ünlü Amerikan yapımı bir filmse söz konusu olan eser. Bu yapımın ABD nin dünyanın kurtarıcılığına soyunduğu yüzlerce filmden tek farkı sonu belki de. Air Force One bu kez sadece… Neyse sonu bende saklı kalsın, seyir keyfinizi bozmayayım.
Önerim filmi sadece bir eğlencelik olduğunu bilerek, herkesin bildiği gerçekleri karikatürize ederek sunduğunu kabul ederek, ciddiye almadan izlemeniz. Biter bitmez de unutmanız.


Bir yanıt yazın