
Bugün sizlere ışıltılı yaşamların arka planında farklı dramların yer alabileceğine örnek olarak büyük bir yıldızın yaşamından söz edeceğim.
My Fair Lady, Tiffany’de kahvaltı, Roma Tatili, Sabrina, Öğleden Sonra Aşk gibi unutulmaz filmlerin zarif oyuncusu Audrey Hepburn soylu ve varlıklı bir ailenin çocuğu. Ağzında gümüş kaşıkla doğan şanslı bir bebek. İlk büyük acıyı çok küçük yaşta babasının evi terk etmesiyle yaşıyor. Bu ani kayıp yaşamı boyunca peşini bırakmayacak bir terk edilme duygusuyla yaşamasına yol açacak kadar yaralayıcı onun için.
Erken yaşta başladığı bale eğitimi İkinci Dünya Savaşının başlamasıyla kesintiye uğradı. Savaş nedeniyle göç ettikleri Hollanda Almanlar tarafından işgal edilince Hollanda Direniş Örgütü için çalıştı. Örgüte bilgi taşırken oyunculuk becerilerini kullanmaya başlamıştı bile.
Hitler Hollanda’nın kaynaklarını Alman ordusuna aktardığı için yaşanan büyük kıtlık ergenlik çağındaki kızın gelişiminde gerilemeye neden olduğundan savaş sonrası döndükleri İngiltere’de baleye devam edemeyeceği anlaşıldı. Kıtlık sırasında yakalandığı astım ve sarılık gibi rahatsızlıklar bedeninde kalıcı zaaflara yol açmıştı.
Bu olumsuzluk Audrey’de büyük bir hayal kırıklığına yol açsa da hayatını kazanmak zorunda olduğundan müzikallerde rol almaya başladı. Hollywood’dan gelen bir teklifle film dünyasına adım attı. İlk başrolü olan Roma Tatili filmiyle en iyi oyuncu akademi ödülünü kazandı. Ardından her biri kültleşen filmlerle sinema kariyerini sürdürdü.
Savaş günlerinde yaşadıklarını, yıllarca kabusunu gördüğü yıkımı hiç unutmayan yıldız Hollywood’daki kariyerine son verince Unicef İyi Niyet Elçisi olarak çalışmaya başladı. Zor durumdaki insanların yaşamlarına dikkat çekmek için dünyanın pek çok ülkesine yolculuklar yaparken yaralı ruhunu da iyileştiriyordu bir yandan. Yardım çalışmalarıyla geçen beş yılın ardından 64 yaşında yaşama veda etti.


Bir yanıt yazın