
Yaptığı yenilikler, özgün konuları işleyişi ve ayrıksı duruşuyla Türk Edebiyatında özel bir yeri olan Leyla Erbil denizci babası sayesinde çok erken yaşlarda dünyayı gezdi.
Daha lise yıllarında yazmaya başlamıştı. İstanbul Üniversitesi İngiliz Edebiyatı bölümünde okurken evlilik nedeniyle eğitimine ara verse de bir süre sonra geri döndü. Sait Faik’le tanışıklığı onu şiir yerine düz yazıya yöneltti. Çok sevdiği Sait Faik’in ölümünün ardından Ahmet Arif’in teselli amaçlı yazdığı mektup edebiyat tarihine geçecek, uzun süreli bir mektuplar zincirine yol açtı.
Üniversiteyi son yılında bırakıp evlenerek Ankara’ya yerleşti. Orada edebiyat dünyasının ileri gelenleriyle tanıştı. (Vüs’at O. Bener , Nezihe Meriç, Can Yücel , Orhan Peker, İlhan Berk vs.) Devlet Su İşlerinde çalışırken yazdığı öyküler bir çok dergide yayınlandı.
Eşinin işi nedeniyle taşındıkları İzmir’de kızı dünyaya geldi. İlk öykü kitabının yayınlanması da anneliğiyle aynı yıla denk düştü. Varoluşçuluk felsefesine yakın duran yazarın bu kitabındaki öyküler yabancılaşma, yalnızlık, bunalım, tabular, ön yargılar, cinsellik gibi konuları ele alıyordu. Bilinç akışı tekniğini kullandığı öyküler okurun fazla ilgisini çekmese de edebiyat çevrelerinde beğeniyle karşılandı.
Eşinin işleri bozulunca İstanbul’a döndüler. O yıl kurulan İşçi Partisine üye oldu. Partinin Sanat ve kültür bürosunda görev aldı.
Bir süre Zürih Büyükelçiliğinde çalıştı. İstanbul’a döndüğünde çeşitli yerlerde çevirmen ve sekreter olarak görev yaptı. İkinci öykü kitabıyla başvurduğu bir yarışmada ödül alamayınca eserlerini yarışmalar göndermeme kararı aldı ve sonuna kadar da uyguladı. O günden sonra basılan her kitabına “bu eser hiç bir yarışmaya katılmamıştır” ibaresini eklemeyi de ihmal etmedi.
1970 yılında Arnavutköy’e yerleşti ve iş hayatına veda edip tüm zamanını edebiyata adadı. Türkiye Yazarlar Sendikasının kuruluşuna ön ayak oldu. 1971 de yayınlanan ilk romanı “Tuhaf Bir Kadın” tabulara karşı çıkan duruşuyla çok ilgi topladı.
Üçüncü öykü kitabının ardından Amerika’ya davet edildi ve İowa Üniversitesinde Türk edebiyatı konulu seminerler verdi.
Alzheimer hastası annesinin ölümünün ardından kaleme aldığı “Karanlığın Günü” romanı otobiyografik özelliğiyle ilgi çektiyse de romanda 1930-1980 arasındaki gündelik yaşama, idamlara, banker krizine, batıl inançlara ve bunun gibi pek çok konuya yer vermişti.
Yakın arkadaşı Tezer Özlü’nün vefatıyla gerçekleştiremedikleri roman projesi yerine onun anısına “Mektup Aşkları” romanını ve Tezer özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar” adlı kitabı yayınladı. Aynı yıl Moskova, Leningrad ve Litvanya’ya gitti.
1996 Yılında F tipi cezaevleri ve ölüm oruçlarına dikkat çekmek için kaleme aldığı bildiriye yüz kadar şair ve yazar imzasını koydu. 1999 seçimlerinde ÖDP den milletvekili adayı oldu. 2001 yılında yayınlanan “Cüce” isimli romanında erkeklik ve kadınlık kavramını, özetle toplumsal cinsiyet rollerini eleştirel bir bakış açısıyla irdeledi.
2002 yılında PEN yazarlar derneği tarafından Nobel ödülüne aday gösterildi.
2005 yılından itibaren ağır bir hastalıkla mücadele eden yazar yine de yazmayı sürdürdü. 2013 de yaşama veda ederken ardında bir çok dile çevrilmiş çok sayıda eser ve ülkesinin geleceği için her alanda mücadele vermiş bir aydın portresi bıraktı.
’


Bir yanıt yazın