
Beşik bir uçurumun üzerinde sallanır ve sağduyumuz bize, varoluşumuzun iki ebedi karanlık arasındaki kısa bir ışık çakmasından başka bir şey olmadığını söyler.
Konuş, hafıza- V.Nabokov
Siz de benim gibi böylesi bir cümle yazabilmek için çok şey verebilecek kadar hayran olduğunuz yazarın eserlerinde neden korkunç bir alt üst oluşla çalkalanan dünyasından söz etmediğini, temelinden sarsılan yaşamını neden satırlarına yansıtmadığını merak ediyorsanız bu kitabı okumalısınız. Andrea Pitzer’in Vladimir Nabokov- Yazarın Gizli Tarihi isimli biyografik eseri bir yaşam öyküsünün çok ötesinde…
Nabokov’un en karmaşık, J. Joyce’un Ulysses’iyle kıyaslanan, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanında esinlendiği söylenen- bence haksız ve anlamsız bir itham- eseri Solgun Ateş’i hakkını vererek okumak isteyenler de öncesinde mutlaka bu kitabı okumalı. Hararetle öneririm.
Bolluk ve refah içinde büyüyen, babası Çarlık Rusya’sının önde gelen isimlerinden olan ve onun şaşaalı unvanının sefasının yanı sıra cefasına da tanık olan Nabokov çok sevdiği yurdundan ayrılmak zorunda kaldığında yirmi yaşına girmek üzereydi. Çarlığın son günlerinin karmaşasında ailenin maruz kaldığı sıkıntıların üstüne devrim sonrası yaşanan korkunç zulüm de eklenince siyasetten soğuyan genç adam yaşadığı her yerde taraf olmaktan kaçındı. Özellikle de Lenin döneminde yaşanan haksızlıkları, zulmü göz ardı edip kendisini politik bir göçmen olarak bağrına basmak isteyen Avrupalı komünistlerden nefret etti.
İkinci Dünya Savaşı’nın Avrupa’yı yangın yerine çevirmesiyle Amerika’ya göç etmek zorunda kaldığında karşılaştığı iki yüzlü tavır tüm ideolojilerden titizlikle uzak durmasına yol açtı. Kapitalistler ve çevresindeki soylu Rus göçmenleri Komünizm düşmanlığı yapmasını isterken; anavatanındaki yurttaşları Stalin’in kendi halkına yaşattığı eziyeti, Kuzey Kutup Bölgesi’ndeki gidenin geri dönmediği toplama kamplarını görmezden gelerek destek vermesini bekliyordu. Bir de her iki tarafın üstünde tartışmasız hemfikir olduğu Yahudi düşmanlığı vardı şiddetle karşı çıktığı. Beyaz Ruslar Ekim devriminden bile Yahudileri sorumlu tutarken medeni Avrupa’nın her köşesinde kurulan toplama kamplarında yüz binlercesi gaz odalarına gönderiliyordu. Eş cinselliği nedeniyle erkek kardeşi toplama kampında feci şekilde can veren, Yahudi eşi yüzünden defalarca düzenini değiştirmek zorunda kalan, tutuklanma korkusuyla annesinin cenazesine bile gidemeyen Nabokov’u taraf tutmadığı ve siyasetten uzak durduğu için kim suçlayabilir? Özellikle de çok sevdiği, ömrünü barış ve uzlaşmayı sağlamaya adamış babası kendi taraftarlarından birinin kaza kurşunuyla can vermişse …
Mesafeli ve üstten bakan tavrının nedeni aristokrat kökenlerinden çok gittiği her yerde karşısına çıkan ikiyüzlülüktü. Devrimin acılarını büyük bir hünerle harmanlayarak sunan ve bu nedenle Nobel ödülüne layık görülen B. Pasternak’ı ne kadar hor gördüyse, sürgünde yaşadıklarını bütün çıplaklığıyla ve edebi bir dilden yoksun gazeteci üslubuyla anlatarak kapitalist dünyanın elini güçlendirdiği için yine Nobel’le ödüllendirilen A.Soljenitzin’e de o kadar öfkeliydi.
Yaşadıkları ve çok sevdiği ülkesinde yaşananlar hiç mi girmedi eserlerine? Çektiği acılar, yoksunluklar kalemine hiç mi değmedi? Milyonlarca insan benzerine az rastlanır eziyetlere maruz kalırken bir pedofilin ızdırabını anlatmak da neyin nesiydi? (Lolita) Ya da iki kardeşin başta örtük, sonraları alenen yaşadığı ilişkiyi yüzlerce sayfalık bir romanla, ballandırarak anlatmak(Ada ya da Arzu)… M.Proust’u kıskandıracak cümlelerini daha iyi bir amaca hizmet etmek için kullanması gerekmez miydi?
Yazdı aslında… Cinnet’de, İnfaza Çağrı’da, Yetenek’de daha belirgin, öbür eserlerinde örtük olarak yaşadıkları hep sindi satır aralarına. Ancak o kadar dolaylı biçimde anlattı ki sıradan okurun görebilmesi imkansızdı. Yaşadığı çağın ürkünç olaylarını bu kadar derine gömmek kendi tercihiydi kuşkusuz; bunu üslup kaygısıyla, edebi bir eserin çiğ gerçekleri apaçık sunmasını benimsemediği için mi, yoksa yazdıklarının hiç bir ideolojiye hizmet etmesini istemediğinden mi yaptığını bilme şansımız yok. Belki her iki neden de geçerlidir.
Amaç her ne olursa olsun Vladimir Nabokov çok zor koşullarda- ilk romanını başka göçmenlerle birlikte sığındıkları bir evin tuvaletinde, klozete oturup kucağına bir bavul koyarak yazmıştı- ortaya çıkardığı eserlerle insanlığa çok değerli bir külliyat bıraktı.
Bir yazara ne yazacağını dayatmak kimsenin haddi değilse de çoğu zaman böyle bir görev yüklenir ve çağına tanıklık etmesi beklenir. Yazarın Gizli Tarihi’ni okuduktan sonra Nabokov’un görevini yerine getirdiğine inanıyorum. Okurlar olarak satır aralarına sinmiş kederi sezemiyorsak, pedofil kılığına bürünmüş zorbaya müdahale etmek yerine görmezden gelen toplumu eleştiremiyorsak bizim körlüğümüzdendir diyor, Nabokov sevenlere öz yaşam öyküsünü içeren Konuş Hafıza eserini öneriyorum.



Comments (1)
Oğuz atmacasays:
18 Kasım 2021 at 10:51Sır dolu dünyalara ışık olmak…. Bence güzel iş….. Bir karıncanın yaşamından…. Sonsuzlukta yolculuğa…. Ha düşünme ve anlamlara paranga vurulmaz…. Yolun açık olsun… Teşekkürler…. 👌