Press ESC to close

Yazsam Olmuyor,Yazmasam Olmaz

Kendimi Sait Faik sanacak hadsiz biri değilim. Yazmasam ölmem ama yazmadığım zaman da kendimi yararsız hissediyorum. Okuyan olur mu, benim dert edinip kafa patlattığım konular kaç kişiyi ilgilendirir, umurumda değil. Yazmak bana iyi geliyor.

Üç roman yazdım. Çokca kısa öykü, ufak tefek denemeler, iç dökmeler… Bir kaç tane de epeyce ilerlettikten sonra çeşitli nedenlerle kenara koyduğum roman taslağı var. Yarattığım kahramanlar etrafımda yarısı belirmiş hayaletler gibi dolanıp melul mahzun gözümün içine bakıyorlar. Ben düşe kalka yazmayı sürdürürken kitaplarımı okumuş olan dostlarım, yakınlarım da yeni kitap ne zaman çıkacak diye soruyorlar. Sanki yazmakla iş bitiyormuş gibi…

İlk romanım yayınlanalı on yılı geçti. Elime aldığımda tarifi imkansız bir mutluluk yaşamıştım. Kitabı olan bir “yazar” dım artık. Kim tutardı beni:)) Yaratıcı insanların o yüce katına ulaşmış, bambaşka bir değer kazanmıştım. Bedelini ödeyerek bastırmıştım onu ama arkası farklı gelecek, bundan sonraki eserlerim gönderdiğim yayınevlerinin çöp kutularında yitip gitmeyecekti. Ne safmışım!

Düşündüğüm gibi yürümedi işler. Yine kucak dolusu dosya, yine kargo, yine yayınevlerini dolaşma… İkinci romanımı da yine kendi paramla bastırdım çaresiz. Eşin dostun satışlar nasıl gidiyor, kaç para getiriyor benzeri sorularını mahcup geçiştirerek.

Üçüncüyü bitirdiğimde kararlıydım. Bu kez kesinlikle direnecek, onca emekle ortaya çıkardığım romanımın bir yayınevi tarafından basılmasını sağlayacaktım. İyi hazırlanmış bir öz yaşam raporu ve yazı özgeçmişimle birlikte gönderdiğim dosyaya ‘kitabınızın satışını arttırmak için neler yapabilirsiniz’ sorusuyla yanıt verilince pes ettim.

Hiçbir zaman iyi bir satıcı olamadım. Pazarlamanın p sini beceremem.( Dürüstlükten ayrılmadıkları sürece becerenlere saygım sonsuz) Özellikle de bir eser ortaya koyduktan sonra satışı için çabalamak benim için kabul edilesi değil. Dinozorlukla, ” boomer” olmakta damgalanma pahasına kazanç kimin cebine girecekse pazarlamasını da o yapmalı diyorum.

Yaşdaşlarım anımsar: Günlük gazetelerde tefrika roman köşesi olurdu. Günümüzde klasikler arasına girmiş birçok roman ilk önce bölüm bölüm gazete sayfalarında okurla buluşmuştur. Ben de ona benzer bir yöntemi kullanacağım. Basılmak için bilgisayarımın belleğinde boynu bükük bekleyen romanımı bu mecrada ilginize sunacağım.

Tefrika romanın da kendine has özellikleri vardır mutlaka, örneğin okur gazeteyi ertesi gün de alsın diye heyecanlı bir yerinde kesmek gerekiyordur. Benim sevgili “ aynı kurbağanın laciverti” bu ölçüye uygun mudur bilmiyorum. Çok iyi bir yöntem olmasa da “yeni roman ne zaman geliyor” diyen eşe dosta verecek bir yanıtım olur hiç değilse…O zaman haydi bakalım kolay gelsin.

Önce adından başlayalım. Aynı kurbağanın laciverti ne demek? Kurbağa Prens masalını ve aynı b.kun laciverti deyimini bilenler bağlantıyı hemen kurmuş olmalı ama bu bilgilerden yoksun olanlar kurbağa kimmiş, rengi neden lacivertmiş ancak romanın sonunda anlayacaklar. Şimdiden iyi okumalar diliyor, izlenimlerinizi merakla bekliyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir