Press ESC to close

Bir Başyapıt: Bastarden





Sanat denince ilk aklıma gelen müzik olsa da sinemaya saygım sonsuzdur. En başta bir ekip işi olması büyüler beni. Oyuncusundan senaristine, kostümcüsünden müziğini besteleyene koskoca bir ekibin tek bir yürek gibi düşünüp aynı dilden konuşmasını sağlamanın ne kadar zor olduğunu düşünün bir. Hele hele geri dönüp dönmeyeceği belirsiz büyük meblağları hesaba katmıyorum bile. O yatırımcının sorunu… Bu yüzden büyük bir film izlediğimde emeği geçen herkese minnettar kalırım.


İngilizceye The Promised Land , dilimize Vaad Edilmiş Topraklar olarak çevrilen filmin orijinal adı Bastarden yani Piç. Bu sözcüğü film adına yakıştıramayanlar hiç değilse Kral’ın Evi adını kullanabilirlerdi. Çünkü ortada vaat edilmiş bir toprak falan yok. Danimarka’nın hiç bir şey yetişmeyen topraklarında ziraat yaparak soyluluk unvanı ve zenginlik elde etmeyi uman çılgın bir adam var.


Mads Mikkelsen çok sevdiğim, her filmini izlemeye çalıştığım bir oyuncu. Bu filmde de tutkusunun peşinden giden yüzbaşıyı oynamıyor, adeta o oluyor. Üstelik on sekizinci yüzyılda yaşayan bir yüzbaşı…Ancak öbür oyuncuların da hakkını vermek lazım. Hepsi çok iyi, çok başarılı…
Bu başarıda Danimarkalı yönetmen Nikolaj Arcel’in payını da hesaba katarsak öbür filmlerini ilk fırsatta izlemeyi planlıyorum.


Filmin hikayesinden söz ederek izleme heyecanınızı azaltmak istemem. Ancak çağının siyasetini, aristokrasinin çürümüşlüğünü, zulmünü yansıtan bir dönem film olmasının yanı sıra bir tutku ve aşk filmi olarak da okunabilecek bir yanı var. Filmin son sahnesinden sonra bu konuda bana hak vereceğinizi umuyorum.


Yakın zamanda izlediğim en iyi film olan Bastarden’i tüm sinemaseverlere şiddetle, hararetle öneririm. Düşündürücü pek çok izleğe, akıllardan silinmeyecek bir çok sahneye sahip bir başyapıt olan film Mads Mikkelsen’in oyunculuğunda da bir zirve bence.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir