
Mecbur kalmadıkça metroya binmem. Başkalarıyla burun buruna yolculuk yapmak hiç bana göre değil. İnsanları seviyor muyum? Evet. Ama uzaktan… Hele de böyle kıt kanaat geçinmeyi, ay sonunu borç harç getirip yine de şükretmeyi yaşamak sananlarla hiç değil. Salaklar! Vatan için bayrak için lazım deyip kıçlarındaki donu alsak ses etmeyecek pısırıklar… Yaşamak sizin neyinize be, ölün gidin daha iyi!
Şu önümde oturan iki sersem mesela: Bindiğimden beri çeneleri kapanmadı. Seslerinin ayarı da yok. Herkes mecburen onları dinliyor. Torunlarının okulu mu kaldı anlatmadıkları, bahçelerine dadanan dana burunlarını nasıl avladıkları mı? Daldan dala, oradan oraya… Bir susun yahu, bir surun, soluklanın.Nerdeee! Aha şimdi de komşunun cenazesine geldi sıra.
“Dağ gibi adamdı rahmetli, televizyon seyrederken yan tarafına devrilivermiş. Küt! O kadar…”
“Ya ya…Hep şaştık kaldık. Bana sorarsan o evde bir uğursuzluk var. Bu kaçıncı ev sahibi ölen.”
“Bana da öyle geliyor hacı. Ondan önceki de merdivenden düştüydü rahmetli.”
“Emre beye ne diyeceksin? Bahçede gülleri budarken yılan sokmuş. Danalar gibi böğüre böğüre gitti zavallı. Hastaneye yetiştiremediler bile. İşin tuhafı bizim oralarda zehirli yılan da yoktur.”
Öbür yolcuları bilmem ama konuşma benim için ilginçleşmişti. Hiç gerekmediği halde ön sıraya doğru eğildim.
“Bak şimdi sen söyledikçe benim de aklım yattı. O evde var bir lanet… Bu kaçıncı ölüm, hiç normal değil.
Yaşlı olandı bunu söyleyen. Derin bir iç çekip kafasını iki yana salladıktan sonra devam etti.
“Sen bilmezsin, orası eskiden koca bir tarlaymış. Buralar imara açılırken sahibi o köşeyi çok sevdiği bir arkadaşına satmış. Satmış dediysem, üç otuz paraya, hatır için yani. Ama bir de şart koşmuş; demiş ki buraya bir kattan fazla çıkma, manzaram kapanmasın. Arkadaşı ne yapsa beğenirsin?”
“İki katlı villa mı dikmiş ?”
“Ne iki katı? Sen yakından bakmadın herhalde, toprağa yarı yarıya gömülü bir bodrum katı var o evin. İki normal kat, bir de çatı katı… İnadına yapar gibi koca bir malikane dikmiş pezevenk… Tarlanın sahibi ilene ilene kahrından öldü diye anlatır eskiler.”
“Eee o kadar ah alırsa o evden hayır gelir mi? Yapan oturabilmiş mi o evde peki? Hayrını görmüş mü?”
“Olur mu? Arkadaşına attığı kazığın farkında. Daha ince işleri bitmeden başkasına satıp def olmuş puşt? Aldığı para işine yaramış mı, o kadarını bilmiyorum artık. Ama bana sorarsan kesin belasını bulmuştur. Allah öbür tarafa bırakmaz, bu dünyada vermiştir cezasını.”
Öbürü başıyla tasdik etti. Bir süre sustular. Tam da ben konuşmalarını, daha fazla ayrıntı vermelerini beklerken.
“Bu da satar bak görürsün. Cenaze çıkan yerde oturmak istemez bu kibarlar. Köyden kimse alamayacağına göre, yine bir yabancıya kısmet olacak. Uğursuz muğursuz ama çok da güzel Allah için. Beni bir iki kere elektrik işleri için çağırdılardı. Her yerini gördüm desem yalan olmaz. Çok özenmiş. Zevkli herifmiş puşt.”
“Kendi oturamamış ama…”
“Oturamamış ama iyi para kaldırmıştır. Zehir zıkkım olsun”
“İşin tuhafı hep de evin sahibi ölüyor. Misafirlere, hizmetçilere hiçbir şey olmuyor.”
Dayanamadım.
“Pardon beyler, nerede bu ev?”
İkisi birden irkilerek bana döndüler. Metroda yalnız olduklarını düşünüyorlarmış gibi şaşkındı bakışları. Nispeten genç görüneni kendini daha çabuk toparladı.
“Çitlibel köyünde, Şile’ye bağlı Çitlibel’deniz biz. Komşumuz öldü de cenazesine gidiyoruz.”
Deminden beri bütün sülalenizi dinledik, nereye gittiğinizi bütün vagon biliyor demedim. Kafamda müthiş bir plan şekillenmeye başlamıştı çünkü. Geveze köylüler bir sonraki, Marmaray’a transfer yapılan durakta indiler.
Hemen ertesi gün bütün randevularımı iptal edip, servisten çıkan arabamla Çitlibel’de aldım soluğu.
İstanbul’a yakınlığı yüzünden son yıllarda kıymete binen bölgede hep olduğu gibi burada da köyün her türlü numarayı çevirmeye hazır en açıkgöz fırıldağı tarafından bir emlakçı açılmıştı. İki katlı, bodrumlu, bahçesi büyük olmasa da bakımlı bir ev istediğimi söyledim saçlarını simsiyah boyamış adama. Ellerini ovuşturarak tam istediğim gibi bir evin daha bu sabah satışa konduğunu müjdeledi. Dul kadın bir an önce buradan ayrılmak istiyordu anlaşılan. Aslında benim için çok gerekli olmasa da gerçekçi davranmak için evi görmek istediğimi söyledim. Anahtarlar cebindeymiş, hemen çıktık. Ev hayal ettiğimden çok daha güzeldi. Fiyatı da kelepir denecek kadar düşük…Yine de olayı normal akışında tutup sıkı bir pazarlığa giriştim. Sonunda bu rakamın beni zorlayacağını ama karımın tam da bunun gibi bir ev istediğini söyleyerek kaporayı verdim. İki gün sonra tapuda buluşmak üzere randevulaştık. Tapu malum nedenle karımın adına olacaktı.
O iki günün tamamını hayal kurarak geçirdim desem yalan olmaz. Ne yapsam da kurtulsam şu kadından derken kısmet ayağıma gelmişti. Ev uğursuz değilse bile, ben öyle hurafelere inanmazdım pek, benim de biraz gayretimle hallolacaktı sorun. Normal bir ev kazası… Kaçak yapan bir elektrikli alet, çivileri gevşemiş bir tırabzan ya da bir balkonda aniden geliveren bir baş dönmesi…Açıklaması kolay, otopsiye gerekçe oluşturmayan bir son bekliyordu karımı. Ardından gelsin yıllardır beklediğim sultanlık günleri…
Mutluluğumu, heyecanımı yanımda çalışanlar bile hissetmiş olacak ki çayım sıcak geliyor, emirlerim anında yerine getiriliyordu. Kafam her konuda net olsa da tek konuda ikileme düşüyordum. Karıma sürprizi tapuda mı yapsam, yoksa doğrudan eve mi götürsem… Bendeki vekaleti onun adına mülk satmayı içermese de alma yetkisi veriyordu. Hin oğlu hinin teki olan kayınpederimin eseri… Sonunda sürprizi tapuda yapıp hemen ardından eve gitmenin en güzeli olacağına karar verdim. Tapuda sevinecek, evi görünce boynuma atılacaktı boynu kırılasıca…
Üniversiteden arkadaşımdı karım, çıkmıştık da bir süre… Kısa bir süre… Ama sonra ben başka birine tutulmuştum. Ayla’ya… Kızla el ele dolaştığımı gördüğü halde peşimi bırakmamıştı nalet. Ölümcül bir hastalığı olduğunu söylüyor; birkaç aylığına bile olsa senin karın olmanın mutluluğunu tatmak istiyorum diyordu. Defalarca ret ettiysem de ısrarını, yalvarmalarını sürdürdü. Kayınpeder devreye girip iyi bir teklifte bulununca dayanamadım. Anlayışlı kızdı Ayla. Kısa bir ömrü kalmış birine hayır diyemezsin deyip çekildi aradan. Diplomayı bile beklemeden evlendik. Kız ölecek ya, acelemiz var. Pöh! Balayının hemen ardından Amerika’dan hastayı getirebilirsiniz haberi geldi. Bunlar bütün işleri bana yıkıp, ailecek apar topar gittiler. Bir gün iyi, umutlu, bir gün karamsar haber derken iki ay sonra döndüler. Benim üç beş ay ömrü kaldı sandığım kadın yanaklarından kan damlayacak gibi sapasağlamdı. Pür neşe, şıngır mıngır… O gün bugündür de domuz gibi… Grip bile olmuyor geberesice. Ama gün benim günüm artık. Biraz daha sabır…
Dediğim gibi yaptım. Sayısız gayrimenkulü olduğundan tapu işlemleri pek etkilemedi haspayı. Ama evi görünce aklı başından gitti. Emlakçının yanı filan demeden boynuma atılıp suratımı tükürüğe boğdu. Golden’ımız yalasa bu kadar tiksinmezdim ama gelecek güzel günlerin hatırına katlandım.
“Tam da böyle bir hafta sonu evi istiyordum tatlım. Harikasın. Hemen bir parti verelim burada, herkes çatlasın. Ay buralarda ev sahibi olmak çok trendi, Cevahirzadeler bile almış biliyor musun? Ay ne güzel olacak. Ay sen bir tanesin”
Bir öpücük yağmuru daha…
Hayal ettiği partiyi hemen veremedik çünkü arkadaşlarının haset dolu bakışlarına açmadan önce evi baştan aşağı yenilemeye karar verdi haspa. Ben de teşvik etmekten geri durmadım elbette. Tadilat sırasında geçirilecek bir kaza çok işime gelirdi. Islak betona basıp kaysa mesela, başına bir kalas düşse ya da açıkta kalan bir bir kablo… O hemen her gün yeni eve gidip çalışanlara emirler yağdırırken ben de usta başından gelecek felaket haberini bekliyordum. Böyle böyle haftalar geçti, mevsim ilkbahardan yaza döndü. Karım tırnağı bile kırılmadan tadilatı bitirip evi yerleştirdi. Hayalini kurduğu partiyi verdi. O gün için özel diktirdiği giysisiyle havasını attı. Konukları peşine takıp evi oda oda gezdirdi. Hızını alamayıp birkaç davet daha gerçekleştirdi. Neredeyse şehrin bütün kalbur üstü insanları çeşitli vesilelerle kapı zilimize dokunmuşken beklediğim konuk, ölüm meleği yakınımızdan bile geçmiyor, günden güne sabırsızlanıyordum. Önceki ev sahiplerini çabucak yanına alan ölüm bu kez neden aheste davranıyordu? Orta yaşın son demlerinde, yaşlılığın eşiğinde olduğumu görmüyor muydu zalim? Dilediğim gibi yaşayabileceğim kaç yıl vardı ki önümde? Yoksa ilk adımı benden mi bekliyordu? İyi de, katil değildim ki ben, kusursuz bir cinayet işlemeyi nasıl becerecektim? Ardı ardına okuduğum cinayet romanları da işe yaramıyordu ki!
***
O gün yine bir cenaze haberiyle çalkalandı Çitlibel. Karşısındaki üçüncü nesil kafeyle
inatlaşırcasına geleneksel yapısını koruyan kıraathanenin sakinleri özellikle heyecanlıydı.
“Bu evden çıkan kaçıncı cenaze arkadaş? Cinli midir perili midir nedir?”
“Muhtara söyleyelim yıktırsın orayı. Var o evde bir uğursuzluk. Köyün de adı çıkacak bu gidişle.”
“Amma yaptın birader, özel mülk orası. Muhtar karışabilir mi?”
“Karışamaz tabi, olmaz o iş ama bana sorarsanız kimse almaz artık o evi. Öylece viran olur gider. Üç yılın içinde beş ölü. Bedava verseler oturulmaz.”
“İşin tuhafı, hep de erkek ev sahipleri ölüyor. Bu beşinci dul kadın.”
“Bu seferki adama ne olmuş? Bilen var mı?”
Kahveci çay bardaklarını masada oturanların önüne koyarken yanıtladı.
“İşten dönerken kalp krizi geçirmiş. ”
Masada oturanlardan biri ekledi.
“ Tam da evin önündeymiş aslında ama kadının misafirleri varmış içerde. Gürültü patırtı, kafalar da dumanlı filan. Geldiğini gören duyan olmamış. Neden sonra, birileri gitmek için evden çıkınca bulmuşlar adamı ama iş işten çoktan geçmiş. Başı direksiyona gömülü öylece kıvrılmış kalmış garip. Buz gibiymiş bulduklarında.”


Comments (6)
Gönül Işıksays:
15 Ağustos 2022 at 07:35Çok güzel. Yüreğine sağlık.
Gönül Işıksays:
15 Ağustos 2022 at 07:37Yeni hikayeleri bekliyoruz.
Füsun Kaytazsays:
15 Ağustos 2022 at 09:09Zerri ‘cim yine akıcı bir öykü. Keyifle ve merakla okudum. Yüreğine sağlık. Büyüklerimiz “kuyuyu derin kazma, kendin düşersin” derlerdi, iyi bir örnek olmuş. 🤩
adminsays:
6 Eylül 2022 at 20:52sag olasın canım.
Melih AKGÜLsays:
15 Ağustos 2022 at 10:59:))
Atiye Nihalsays:
16 Ağustos 2022 at 07:54Canım kalemine sağlık güzel bir öykü okudum sayende bu sabah👍😉