
Gençliğimin Yeşilçam filmlerindeki fakir ama onurlu esas oğlanın iyice silikleşmiş, neredeyse unutulmuş anısına…
Uzun bir uçuşa hazırlanan “Airbus” ın “business class” yolcuları yerlerine yerleşmiş, ekonomi sınıfındaki fakirlerin(!) itiş kakışının bitmesini bekliyorlardı. Dudaklarına yerleştirdiği profesyonel tebessümle gözlerindeki yorgunluğu gizlemeyi başaran hostes minik kadehlerde içki servisi yapıyordu.
“Bize yetmez bu, siz bir şişe getirin. En pahalısından şampanya…”
“Hemen efendim. Kutlama yapıyorsunuz sanırım.”
“Evet. Hem de kırk gün kırk gecelik ya da daha fazlası…”
Yan koltukta oturan kadın sevgilisinin elini sıkıp kıkırdadı.
“Bir ömür sürecek kutlama, öyle değil mi aşkitom?”
Adam gözünü uzaklaşmakta olan hostesin yuvarlak kalçalarından ayırmadan yanıtladı genç kadını.
“Elbette minik kuşum, elbette.”
Business Class’ın en arka sırasında yan yana oturuyorlardı.
“Şu sahneyi bir daha anlatsana aşkım.”
Adam nazlanır gibi yaptı.
“Hadi… hadi ama lütfen…”
Daha fazla diretmedi. İntikamın lezzetiyle çeşnilenen, anımsadıkça daha da fazla zevk aldığı anları yinelemek hoşuna gidiyordu aslında.
“Tamam güvercinim, baştan alıyorum. Dinle! Sekreter, patron seni istiyor deyince canım sıkıldı ama emir emirdir tabii. Odanın kapısını tıklatıp girdim. Ceketimin önünü ilikleyip hafiften eğildim her zamanki gibi. Yine antin kuntin bir şeyler isteyecek sanıyordum. Birine aba altından sopa gösterilecek, birine yağ çekilecek falan… Ama baban daha ben odaya girer girmez eliyle yaklaşmamı işaret etti. Otur bakayım şuraya delikanlı dedi. – ki daha önce hiç yapmadığı bir şey- Hep ayakta bekletir hıyar. Patronun kim olduğu belli olacak illa. Eyvah dedim içimden, bela geliyor. Koltuğun kenarına iliştim. Çenesini kaşıdı bir zaman. Nereden başlayacağını bilmez gibi ağzını burnunu oynattı. Sonra pat diye daldı lafa. Benden hiç bir şey kaçmaz evladım dedi. Kızımla ilgilendiğini biliyorum. Epeydir gezip tozuyorsunuz. Evlenme planları falan yapıyorsunuz. Cüretkarlığına şapka çıkarıyorum doğrusu ama… Cümlesini bitirmeden fiyakalı bir hareketle elini çekmeceye atıp çek defterini çıkardı, masanın üstüne şak diye attı. Masanın üstünden bana doğru eğilip gözlerini belertti.
Ama bu iş olmaz. Olmaz, olamaz, olabilemez.
Sözün burasında soğukkanlı duruşu gitti, alın damarları kabarmaya başladı. Sinirlenince yüzü de kıpkırmızı olur bilirsin. Ama ben hiç istifimi bozmadan beklemeyi sürdürdüm. Söyle bakalım delikanlı, kızımın peşini bırakmak için ne kadar istiyorsun, dedi.
“Sen de, biz birbirimizi çok seviyoruz, aşkımız satılık değil beyefendi dedin.”
“Evet canımın içi, aynen öyle dedim ama babanın pes etmeye niyeti yoktu. Yüz bin dolar versem fikrin değişir belki, dedi. Sanıyor ki yeşil dolarları duyunca aklım uçacak. Aşkı maşkı boş vereceğim. Dudaklarımı büküp esaslı bir cık cık cık çektim ben. Ardından da arkama yaslanıp, biricik kızınızın değeri o kadarcık mı yani, dedim.”
“Ohhh iyi demişsin, pinti ihtiyar! Kendisi o kadar parayı çıtır sevgilisiyle bir haftada yiyor ama bana gelince… Sen fakir bir muhasebeci parçasısın ya ucuza kapatacak aklı sıra…”
“Aynen…Baktı ki ben bu numarayı yutmuyorum, duygu sömürüsü yapmaya kalktı. Ben ihtiyarım, bir ayağım çukurda, kızımın hayatını güvenceye almak istiyorum. Sen onu mutlu edemezsin falan, bir sürü palavra…”
Aşk sarhoşu kız sevgilisinin elini bırakıp doğruldu.
“Hah hay! Benim hayatım umurunda sanki. Bütün derdi maliye bakanının uyuz oğluyla evlendirip servetini katlamak. Aç gözlü domuz! Biz de yuttuk.”
“Kızma bebeğim, sakin ol. Sevgilinle de gurur duy ayrıca. O noktada çok iyi bir iş çıkardım. Oscar’lık oynadım resmen. Söylediklerinden etkilenmiş gibi yaptım. Allah size uzun ömürler versin beyefendi, sizi başımızdan eksik etmesin. Sağlığınızın yanında bizim mutluluğumuzun lafı mı olur, bunlar nasıl sözler falan… Rakamı yükseltirse ikna olacağımı hissettirmek için bir de palavra sıktım. Aslında ben de kariyerime öncelik vermekten yanayım. Çok iyi, başarı garantili bir projem var ama milyon dolarlık yatırım gerektiriyor falan deyince durumu çaktı seninki.”
“Ya aşkım yaa, sen ne akıllı bir adamsın. Helal olsun valla! Adam hem milyon dolardan oldu hem de altın yumurtlayacağını hayal ettiği kızından. Eve gelip de kuşun yuvadan uçtuğunu görünce aklı başından gitmiştir. Yüreğine inerse hiç şaşmam.”
“Valla minik kuşum oh olsun derim başka da laf etmem. Oh olsun Allahsıza! O kadar insanın ahını aldı ki… Madenlerinde ölenler, onların çoluğu çocuğu… İnşaatlarında boğaz tokluğuna kaçak çalıştırdıkları… İş kazasına kurban gidenlerin yakınlarına sus payı vermek de hep bana düşüyordu. Konuşurken göz göze gelmekten ödüm kopardı. O zavallıcıklara başlarına gelenin kader olduğunu söylemek, fıtrat mıtrat, her seferinde türlü yalan…”
Genç kız sevgilisine iyice sokulup kulağına eğildi.
“Boş ver bunları sevgilim. Hepsi geçti, bitti. Annemin Miami’deki villası bizi bekliyor.”
Yüzünden bir tedirginlik bulutu geçti adamın.
“Bunların eli kolu uzundur aşkım, bizi orada bulamayacağından emin misin?
“O sıkar biraz. Birincisi annem o evi gizli aldı, enayinin haberi yok, ikincisi elimde öyle belgeler var ki en ufak bir girişiminde kendini kodeste bulur.”
Hostes buz kovasına yatırılmış bir şişe ve iki kadehle yanlarına gelinceye kadar gülüştüler.


Bir yanıt yazın