
Sinema zevkim oldukça karışık. Bazen yönetmen, bazen oyuncu bazı zamanlar da konu seçer, ona göre izlerim. Dün akşam Reoffrey Rush’ı özlediğimi fark edip onun bir filmini seçtim: “Karşınızda Peter Sellers” Bir taşla iki kuş. Sevdiğim oyuncuya bir kez daha hayran kalırken “Pembe Panter” in çalkantılı yaşamına da tanıklık etmiş oldum.
Peter Sellers’ın dört evlilik, üç çocuk onlarca film sığdırdığı yaşamını iki saatlik bir filmle canlandırınca ister istemez kıyıda kalan, üstünde fazlaca durulmayan anne figüründen bahsetmek istiyorum biraz. Gündelik yaşamda örneklerine sıkça rastladığımız, enerjisi hırsına yetmediği için kendi yaşamında ulaşamadığı yere çocuğuyla varmak isteyen, bunun için de gerektiğinde evladının duygularını sömürmekten çekinmeyen bir kadın Peter Sellers’in annesi. Miriam Margolyes’in başarıyla canlandırdığı karakter, oğlunun kariyerini o kadar önemsiyor ki işi bölünmesin diye babasının ölüm döşeğinde yattığını bile haber vermiyor.

İzlemek isteyenlerin keyfini kaçırmamak için konuya daha fazla girmeden başka bir esere, herkesin çok iyi bildiği Hamlet’e dönmek istiyorum. Shakespeare’in trajedisi Danimarka’daki kraliyet mensuplarını konu ediyor olsa da özünde bir aile dramı. Habil’le Kabil kadar eski bir kardeş cinayeti ve babasının intikamını alması- katil olması- beklenen bir oğul. Hayal gücümüzü azıcık çalıştırırsak olayın birebir doğuda bir aşirette geçtiğini de farz edebiliriz. Eşi ölen kadınların kayınbiraderleriyle evlendirilmesi geleneğini de hesaba katarsak öykü neredeyse tıpatıp aynı. Kuzey Avrupa nire, Doğu Anadolu nire? İnsan her yerde aynı demek ki.
Aralarında beş yüz yılı aşkın zaman olan bu iki eseri zihnimde yan yana getirense aile ilişkileri… Zamanın ruhu ya da kapitalizmin çıkarları kulaklarımıza her fırsatta özgür irade sahibi bireyler olduğumuzu fısıldasa da her birimiz içine doğduğumuz ailenin ve toplumun ürünüyüz. Ne eksik ne de fazla, tam olarak öyle…
Verdiğimiz kararlar da, yaşamımıza çizdiğimiz yol da tam anlamıyla bize ait değil. Tek yapabildiğimiz içine doğduğumuz toplumun bize açtığı yolda ufak tefek sapmalar, minik sıçramalar…


Bir yanıt yazın