Press ESC to close

Bay Danyal’ın öbür dünyayla imtihanı

Üç ölüm vardır. Birincisi bedenin işlevini yerine getirmeyi bıraktığı zamandır. İkincisi bedenin mezara sevk edildiği zamandır. Üçüncüsü ise gelecekte, isminizin son defa telaffuz edildiği o andır.

Böylece bir lobide üçüncü ölüme dek beklersiniz.

Metamorfoz -David Aegleman

Okuyacağın öyküyü David Aegleman’ın verdiği esinle yazdım. Umarım seversin sevgili okur.

Bay Danyal’ın öbür dünyayla imtihanı

Üçüncü ve son ölümün beklendiği lobi hoş yer aslına bakılırsa. Şikayet edecek bir durum yok. Havaalanlarındaki “VİP lounge” a giremeyen orta halli yolcuları teselli amacıyla yapılmış, her nasılsa platin kart sahibi olmuş orta direk vatandaşların girebildiği “CİP lounge” görünümünde bir salon düşünün. Ama çok büyüğünü…Öyle böyle değil, uçsuz bucaksız…Ferah, aydınlık…

Çay kahve otomatları her an hizmete hazırdır. Her türlü içeceğin bulunduğu barlar hep açık. Hepsinin yanında bittikçe tazelenen yiyecek tepsileri, meyve sepetleri duruyor. Rahat kanepeler, masaj yapan koltuklar, uyumak isteyenler için kapsül odalar… Aşağı dünyadan haber veren dergiler… Gazete yok. Epey zamandır aşağı dünyada da gazete basılmıyor artık. İşlevini yitirince yok olan pek çok şey gibi onlar da tarihe karıştı.

Bekleyenlerin çoğu burada uzun zaman kalmıyor zaten. Ölümünün ardından sık sık adını anan, anısını yad edenler, mezarına su dökenler de bu tarafa yollanınca tamam: Haydi bakalım sonsuz istirahate…Yeryüzündeki yaşamında çok sevilmiş, büyük işler başarmış kişiler epey uzun zaman geçiriyorlar burada. Hele de adına kitaplar yazılmış, anma günleri konmuş liderler, adları kuşaktan kuşağa nakledilmiş büyük kahramanlar… Kendilerini şahsen tanımış herkes lobide yerini aldıktan, hatta o aşamayı da bitirip sonsuz dinlenmelerine geçtikten yüzyıllar sonra bile lobide kalıyorlar. Sayıları nispeten az olan bu kişiler durumlarından hiç de şikayetçi görünmüyorlar. Yeryüzü yaşamlarını nasıl anlamlı uğraşlarla doldurdularsa burada da aynısını yapıyor, hoşça vakit geçiriyorlar. Lobinin zengin kütüphanesi her an açık. Sinema, tiyatro, konserler dört boyutlu izleniyor. Bilgisayarlar yeterli, internet limitsiz… Satranç, go, sadece buraya özgü binlerce zeka oyunu, eş zekalı dostlarla tadına doyulmayan sohbetler… Daha ne ister ki bir ölü?

Lobiyi terk etmek için çabalayan bir tek kişi var sadece. Hemen her gün lobi yetkilisine gidip zamanında bir iş adamının mecburen hediye ettiği pırlanta kakmalı saatini gösteriyor, artık tamamen unutulmuş olması gerektiğini, listeleri bir kez daha kontrol etmesini istiyor.

“Sayın ve çok değerli amirim benim adım mutlaka unutulmuştur artık, bir baksanız…”

“Gerçek adınızı anımsayan kalmadı ama takma adınız hala dillerde bay Danyal, üzgünüm.”

“Ama bu haksızlık. Gerçek adım dikkate alınmalı. Takma ad da neymiş?”

Görevli nezaketle yanıtladı.

“Lakabınız daha siz dünyadayken de gerçek adınızın önüne geçmişti hatırlarsanız. O kadar çok kullanıldı ki burada da onu dikkate almak zorunda kaldı yetkililer.”

“O zamanlar ah o zamanlar… O zaman benden bu şekilde bahsedenlerin dünyasını karartıyordum. Bir işaretime bakardı.”

Bunları söylerken gözlerini salonun yüksek tavanına dikmiş, bol keseden dağıttığı varlıklarla semirttiği adamlarının etrafında pervane olduğu günlerin hayaline dalmıştı. Görevlinin başka bir diyeceğiniz var mı anlamında kesik kesik öksürmesiyle toparlandı.

“O zamanlar bitti tabii. Para da geçmiyor burada. Ne yapsak bilmem ki?”

Bir umut, çare arar gibi görevliye yaltaklanarak baktı.

“Yapacak bir şey yok mu gerçekten? Anmasınlar beni artık, ne Bay Danyal diyen kalsın ne denyo… Of of! ”

Görevli anlayışlı bir tavırla ölüyü süzerken gözlerinde alaycı bir kıvılcım yanıp söndü ama Danyal fark etmedi.

“Ama dünyadayken öyle düşünmüyordunuz Bay Danyal. Hep gündemde olmak istiyordunuz. Konuştuğunuz zaman programını kesip size bağlanmayan radyoları kapattırıyordunuz. Sonunda kala kala bir tek devlet kanalı kaldı koca ülkede. O da her dakika sizden söz ediyordu. Her binada, her odada posterleriniz asılıydı. Adınıza övgüler düzenlerin bahtı açılıyor, saygıyla anmayanlar kendini hapishanede daha da kötüsü mezarda buluyordu. Şimdi neden unutulmak istiyorsunuz?”

Danyal öfkesini gizlemek için dudaklarını ısırdı. Bal gibi biliyordu neden unutulmak istediğini bu serseri ama… Takma dişlerinin arasından mırıldandı. “Ah benim yöntemlerim burada da geçecekti ki ”

“Bir şey mi dediniz? Anlayamadım.”

“Diyorum ki sayın görevli; kitaplarda sadece bana değil yedi sülaleme veryansın edenleri boş vereyim. Filmlerde, şarkılarda, tiyatro oyunlarında yerden yere vuranları da görmezden geleyim. Ama bari arkamdan söylenenleri duymasam. Edilen küfürlerin hepsini görüntülü olarak izletmeniz şart mı?

Görevli yine saygılı davranıyormuş gibi görünüp bıyık altından gülerek yanıtladı.

“Siz de biliyorsunuz ki lobinin vazgeçilmez kuralı bu. Merhumların ebedi istirahatgahlarına transfer olmadan önce dostunu düşmanını ayırt etmesini sağlamak amacıyla konulmuş, son derece faydalı bir uygulama. Sizin de çok işinize yaradığını umuyorum.”

Dişlerini gıcırdattı Danyal.

“Hıııı evet çok yaradı. Sayemde servet yapanlar, malikanelerinde yatlarında en pahalı içkileri yuvarlayıp sonunda zıbardı denyo dedikçe hırsımdan saçlarımı yoldum. Ulan hepsi geldi geçti şuradan, bir tanesinin adını anan kalmadı ben hala burada… Delireceğim yahu!”

“Dünyaya özgü hastalıklar burada yok, içiniz rahat olsun. Aklınız hep yerinde olacak ve görünüşe bakılırsa daha epeyce zaman bizimle kalacaksınız. Yaşarken dünyada öyle kalıcı izler bırakmışsınız ki hiçbir lidere nasip olmayan bir unutulmazlığa sahipsiniz.

Danyal tiksintiyle yüzünü buruşturdu.

“Beni sevmeyenler olduğunu yaşarken de biliyordum. Çoğunu ya zindana tıktım ya da hayatını zindana çevirdim. Ohh, iyi de yaptım Ama sevenlerim de çoktu benim. Bir miting yapsam yüz binler anında toplanır, her cümlemin ardından alkış kıyamet kopardı. Hele hele o sağ kollarını kaldırıp selam Danyal diye hep bir ağızdan haykırmaları… Atımın üstünde meydana çıktığımda çığlık çığlığa haykıranlar mı istersin, kendinden geçenler mi? Atımın nallarını öperlerdi inanır mısınız?

“İyi ama bazı manyakları saymazsak o insanlar meydanları korku belasına dolduruyordu. Çünkü gelmeyenler kendilerini neyin beklediğini çok iyi biliyorlardı.”

Danyal bu söze verecek cevap bulamadığı için ağzını burnunu kıvırarak düşünüyormuş gibi yaptı. Sonra kendini bile ikna edemeyen cılız bir sesle konuştu.

“Ama beni onlar seçmişlerdi. Oy verirken olacakları biliyorlardı.”

Yanıtlamadan önce derin bir nefes aldı görevli. Kar beyazı pelerinini arkaya doğru savurup içini çekti.

“Kendimizi kandırmayalım Danyal bey. Şurada biz bize konuşuyoruz. Seçimlerden önce herkesin ağzına parmak parmak bal çaldığınız ikimizin de malumu. Ne masallar anlatıyordunuz, ne şirinlikler yapıyordunuz. Vatan , millet , bayrak, kimin ne hoşuna gidecekse bol keseden… Seçim hilelerinizden söz etmiyorum bile farkındaysanız.”

Durup alaycı bir bakış gönderdi konuğuna. Sonra devam etti.

“Ama yaşarken neler çektirdiyseniz artık ölümünüzün ardından kırk gün kırk gece şenlik yapıldı. Dükkanlarda içki kalmadı. Çerezler, tatlılar karaborsaya düştü. Dünya tarihinde görülmemiş bir kutlama ki Dionysos şenlikleri yanında fukara çocuğunun doğum günü partisi gibi kalır. Kimse işe gitmediği için mecburen bir ay resmi tatil ilan edildi.”

Danyal kara, gür bıyıklarını dişleyip susturmak istercesine elini görevlinin ağzına doğrulttu. Görevli uzanan eli yana çekilerek savuştururken kutlama şenliklerini dün gibi anımsıyor, o sahneleri düşündükçe kahkahasını zor tutuyordu.

“Dünya dillerine yeni bir kavram kazandırdınız siz, düşünün artık gerisini. Ölüm Kutlama Haftası. Vay vay vay! Aradan bunca zaman geçti son nefesinizi verdiğiniz gün hala şenliklerle kutlanıyor. Adınız atasözlerine gecti. Biri ahlaksızca bir iş yapmaya kalkışınca denyoluğun lüzumu yok deniyor. Kısacası siz daha epeyce buralardasınız Danyal bey. Keyfini çıkarmaya bakın. Sizden çok daha önce gelmiş büyük adamlar, liderler nasıl güzel güzel yaşıyorlar burada bakın. Katılın onlara, sohbet edin.”

Burun kıvırdı Danyal. Yetmedi bir de omuz silkti.

“Ne sohbeti? Hiç anlamadığım şeylerden konuşuyorlar.”

“Film izleyin birlikte, zeka oyunları oynayın.”

“Denedim ama benim bildiğim oyunları bilmiyorlar ki? Yok etik değil diyorlar o neyse artık. Yok ahlaka aykırıymış. Dürüst değilmiş. Hile yapıyormuşum. Canımın çektiğini yapmayacaksam, sonunda kazancım olmayacaksa neden oynayayım? Saçma.”

Konuşmanın daha da uzayacağını anlayan görevli aklına gelen son çareye başvurdu.

“Niccolo Macciavelli ile tanıştınız mı? Çağdaşınız sayılmaz ama belki onunla konuşacak bir şeyler bulursunuz. O da sizin gibi amaca ulaşmak için her yolun mübah olduğunu düşünüyor ne de olsa.”

Sonra çenesini kaşıyarak gözlerini kıstı. Kendi kendine mırıldanarak düşündü bir süre.

“Yok tanıştırmayayım. Onun mübah saydıkları sizin yaptıklarınızın yanında masum kalır.”

Bunu dedikten sonra tavanda asılı saate bakıp hoşça kalın gitmem lazım deyip aceleyle, çaktırmadan pelerininin yakasını silkeleyerek uzaklaştı.

Bay Danyal, yani denyo dudaklarını kemirerek bakakaldı arkasından. Sonra ellerini ardına bağlayıp, yaşarken etrafını saran korumaların hasretiyle iç geçirerek bilmem kaç milyonuncu yürüyüşüne çıkmaktan başka çare bulamadı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir